En Sıcak Konular

Taha Kıvanç


Taha Kıvanç
0 0 0000

Hayatı kolaylaştıralım



Türkiye zor bir ülke, bunu biliyorum da, acaba ülkemizi bizler mi daha zorlaştırıyoruz? Daha kolay bir ülkede yaşamak bize mi zor geliyor?

Kafanızı karıştırdıysam özür dilerim.

Demirel'den öğrendiğim bir kalıpla 'demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla' işlediği ülke kolay bir ülkedir. Genellikle anayasası vardır böyle bir ülkenin; kurumların görev ve yetkileri orada kurallara bağlanmıştır. Kurallar fazla karmaşık değildir. Kurumların birbiriyle ilişkisi esnektir; 'kuvvetler ayrılığı' ilkesi geçerlidir çünkü…

Bu kadar. Pek çok demokratik ülkenin anayasasında 'devletin nitelikleri' bahsi yoktur sözgelimi; bu sebeple de 'ideolojik' kavgalar yürütülmesi gerekmez. Ülke kraliyetse “Cumhuriyet yönetimi daha iyidir” diyenler, Cumhuriyet ise krala özlem duyanlar çıkabilir. 'Aykırı sesler' taraftar bulsa bile endişe uyandırmaz. İspanya gibi krallığı lağvettikten sonra yeniden kralı dâvet eden ülke de vardır, İngiltere gibi “Bunlar artık çok masraflı oldu” eleştirileri ayyuka çıktığı halde sembolik değeri sebebiyle krallığı sürdürenler de…

Demokratik ülkelerde hayat kolaydır.

Peki de bizde neden hayat zor? Anayasal düzen arayışı Osmanlı döneminde başlamış, çok partili ilk seçimde sandık başına gidileli neredeyse 100 yıl olmuş, iktidarları işbaşına getirip götürmeyi bilmiş bir ülkeyiz; Cumhuriyet yönetimini geriye dönüşü olmayan bir yol olarak benimsemişiz. O halde?

Bu konu üzerinde düşünmemi sağlayan son günlerde Radikal gazetesinde okuduğum bazı köşe yazıları oldu. Sözgelimi Murat Yetkin, iki gün üst üste, 28 Şubat ve 12 Eylül süreçlerini hatırlatan yazılar yazdı. İsmet Berkan ise, dün, yazısının başlığından “Ordumuz Fransız ordusu gibi mi olacak?” diye soruyordu.

İsmet Berkan'ın 'demokrat' bir arkadaşı Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığı kesinleşince 'darbe kaçınılmaz oldu' diye karalar bağlamış. Gerisini Berkan'ın sütunundan okuyalım: “Darbe olmaz diyemeyeceğimi ama eğer olursa bunun çok kötü sonuçları olacağını anlattım ona.” Sonra da şunu: “Türkiye'nin Amerika dâhil Batı ile ilişkilerinin sıfırlanabileceğini, bu durumun Türkiye'yi çok kısa zamanda yıkıma sürükleyebileceğini, ekonominin bıçak sırtında durduğunu, dolar ve TL bazında borçlu vatandaş ve şirket sayısının çok olduğunu, bütün bunların borçlarını ödeyemez hale geleceğini, onarılmaz zararlar doğabileceğini vs. anlatarak eğer darbe yapmayı ciddi ciddi düşünüyorlarsa askerlerin bütün bunları göz önüne alacağını ve ülkelerine kötülük yapmamak için bu yoldan vazgeçeceklerini söyledim.”

“Sanırım söylediklerim ikna edici oldu” diyor Radikal yazarı. Bundan sonrası ilginç: “Arkadaşım şöyle bir düşündü, 'Ne yani' dedi, 'Sen bana bizim ordu Fransız ordusu gibi bir şey mi olacak diyorsun şimdi?' diye sordu.” Berkan “Cevap veremedim” diyor ve ekliyor: “En sonunda bizim ordumuzun da siyasete hiçbir biçimde karışmayan Batı orduları gibi olmasını istemekle birlikte, bunun bugünden yarına gerçekleşmeyeceğini de bilenlerdenim. Yani o kadar gerçekçiyim en azından.”

Neden bizim ordumuzun Fransız ordusu gibi olması mahzurlu; Fransız ordusu kimsenin olmak istemeyeceği cinsten bir ordu mu acaba? Bilemiyorum. Daha sorunlu tespit İsmet Berkan'ın “Bizim ordumuzun siyasete hiçbir biçimde karışmayan Batı orduları gibi olmasının bugünden yarına gerçekleşmeyeceği” öngörüsü... Bu öngörü içerisinde ordumuzun siyasete karıştığı inancı yatıyor... Arkadaşının sorusunun “Ne yani, bizim ordumuz da Fransız ordusu gibi siyasete karışmayacak mı?” anlamına geldiğini böylece öğrenmiş oluyoruz.

Zor bir ülkenin işini biraz daha zorlaştıran da bu durum işte…

Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği bir ülkede ordu da hak ettiği saygınlıkta bir yerdedir. Sivillere tepeden baksa, siyaseti küçümsese de kışlasından çıkmayı düşünmez. Fransız ordusu şu son yüzyılda birkaç kez böyle bir düşünce içerisine girdi, her defasında ülkenin zarar gördüğünü fark etti. İngiliz ordusu da, Kraliçe'nin akrabası da olan Kont Mountbatten'in adının karıştığı bir darbe niyetiyle irtibatlandırıldı.

Şaşırdınız mı? Geçen yıl BBC belgeselini izlediğimde ben de şaşırmıştım. Ülkenin grevlerle sarsıldığı bir sırada, İşçi Partili Başbakan Harold Wilson'un 'Sovyet ajanı' olduğu dedikoduları çıkarılmış ilk olarak, sonra da dönemin etkili medya baronu Cecil King bir teklifle yaklaşmış Kont'a: “Darbe yap, milli selâmet hükümetinin başına geç.” Mountbatten'in çekingen davranışı yüzünden darbe gerçekleşmemiş İngiltere'de. 1967 yılında. Kont Muntbatten 12 yıl sonra IRA örgütünün düzenlediği bir terör eyleminde hayatını kaybetti.

İngiltere zor bir ülke değil, bizimki ise çok zor.

yenişafak



Bu yazı 562 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 17 Eylül 2012 Hem okudum, hem de yazdım
    • 4 Eylül 2012 CIA başkanı neden geldi?
    • 16 Temmuz 2012 Vicdanım buna da elvermiyor
    • 2 Temmuz 2012 Suriye nasıl bir ülke, Suriyeliler nasıl insanlar...
    • 21 Mayıs 2012 Bir geziden ilk notlar
    • 15 Mayıs 2012 ‘Yeni CHP’ nihayet sözcüsünü buldu
    • 16 Nisan 2012 Hangi patron, hangi yönetici, hangi yazar içeri alınır?
    • 23 Mart 2012 Ben demedim, o dedi
    • 13 Mart 2012 Köşemi bugün Cumhurbaşkanı Gül’e bırakıyorum
    • 9 Mart 2012 TR325 kodadlı becerikli uzman...
    • 20 Şubat 2012 ‘Operasyon’ diye ben buna derim
    • 30 Ocak 2012 Davos’ta Türkiye dersi
    • 27 Aralık 2011 Bu yılın Cumhurbaşkanlığı büyük ödülü...
    • 12 Aralık 2011 Ak Parti üzerine hesaplar
    • 9 Aralık 2011 Gül vetoya ne zaman karar verdi?
    • 14 Kasım 2011 Kriz çıkaranlar gidiyor, ama yerlerine gelenler de yabancımız değil
    • 24 Ekim 2011 Kaddafi’nin son demleri...
    • 3 Ekim 2011 Dr. Sallaso’nun kunduzunun izinde
    • 29 Ağustos 2011 Ben meraklı bir insanım, özür dilerim
    • 26 Ağustos 2011 Bütün kepazeliklerin anasını açıklıyorum

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,276 µs