En Sıcak Konular

Ekrem Dumanlı


Ekrem Dumanlı
0 0 0000

Aynalı zindan



Türkiye'nin karşısındaki en büyük engel, Türkiye'nin bizzat kendisidir. Kendi gölgesiyle boks yapan adamlara benziyor bu ülke. Tevehhümler, tecessüsler, tahakkümler. Ve tabii ki kutsanmış semboller. Meselenin aslına indiğinizde görüyorsunuz ki bütün kavganın özü aynadaki aksimiz üzerine yapılıyor. Eli, ayağına çaprazlama zincirlenmiş bir mahkûma benziyor Türkiye.
Son ayların en hareketli tartışması sayılabilecek Köşk seçimlerine bir de bu gözle bakın lütfen! Madalyonun bir yüzü şudur: Çevresinde devasa problemler duruyor ve Türkiye bu problemlerin çözümünde önemli roller üstlenebilecek dinamik bir ülke. Genç nüfusuyla, muhteşem teşebbüs gücüyle, başarıya aç enerjisiyle örneği az bulunur bir ülke ile karşı karşıyayız. Nüfusunun neredeyse tamamı Müslüman ve demokrasiyi içine sindirmiş bir ülke. Temel hak ve özgürlükler alanında elde ettiği kazanımlar, sadece İslam dünyası için değil, dünya demokrasisi için de çok önemli bir tecrübe. Gel gör ki Türkiye kendi kendini yiyip bitirmekle meşgul. Köşk'e çıkacak şahsın eşi üzerinden siyaset yapılıyor. "Hanımefendi'nin başı açık mı olmalı, kapalı mı?" Bütün kavga bu! Eş durumundan Köşk'e misafir (ev sahibi değil) olacak kişinin dünyaya bakışı, hayatı kavrayış biçimi gibi konularla ilgilenen yok.

Gölgeler savaşı bugün başlamadı. Dün de vardı belki yarın da olacak. Sembol kavgalar yarınlara ne kadar taşınırsa bu ülke o kadar yerinde sayacak. Koşu bandında buram buram terleyen; ancak bir arpa boyu yol alamayan bir adamın mücadelesine benziyor bizimkisi. Bu dermansız yürüyüşten ufukları zorlayacak bir vizyon çıkmaz.

Türkiye'de kitleler arasında sorun yok; kitlelerin tek tek sistemle problemi var. O yüzden insanlar her şeye rağmen aynı mahallede yaşamaktan, aynı aile çatısı altına girmekten mahcup olmuyor. Herkes biliyor ki aslında sorun insanlarla statüko arasında sürüp gidiyor. Kürtlerin bürokrasi ile problemi ne kadar derinse, Türklerin de sistemle sıkıntıları da o kadar derin. Bu nedenle Hakkâri'de yaşayanın çektiği sıkıntı ile Yozgat'takinin çektiği arasında ahım şahım bir fark yok.

Mesela başörtüsü konusunda sanıldığı kadar (daha doğrusu sunulduğu kadar) büyük bir gerilim yok. Başörtülü ile örtüsüz kol kola yaşıyor çünkü. Aynı evde farklı hayat tarzlarının ve tercihlerinin gözlenebildiği bir ülkede kitleler arasında yaşanan problem birse, her bir kitlenin sistemle yaşadığı problem bindir.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Her kesimden azgın, taşkın, marjinal gruplar çıkacaktır; o kadar. Huzurdan huzursuz olanlar var bu ülkede. İstikrardan canı yananlar, sosyal ahenkten deliye dönenler vs. yaşıyor bu topraklarda. Onlar istiyor ki suni ayrımlar büyük çatışmalara sebep olsun. Bu nedenle kitleleri sürekli tahrik ediyorlar; çünkü kavgadan besleniyorlar. Suni kavgalar biterse, bu karanlık güruhun varlık sebebi de bitmiş olacak.

Dünyanın neresinde görülmüştür ki bir gazeteci hayatının 50 yılını cuntacılıkla geçirmiş olsun. Hicap duyulacak böyle bir kariyeri, büyük bir pişkinlik maskesiyle geçiştirecek ve bu ülkenin aydınlarını liboşlukla, takiyecilikle vs. suçlayacak. İyi ki kimse kalkıp da "Sen önce kendi sabıkanı temizle ve bugünkü çetelerle bağın olmadığını ispatla; sonra konuş" demiyor. Nezaket gereği kimse böylesine acı konuşmuyor; yoksa bu vatanın dört bir yanına aynalar inşa edip, memleketi zindana çevirmek için delicesine çalışarak, savaş tamtamları çalanları herkes biliyor, görüyor. Ve ma'şeri vicdan gayet güzel tespit ediyor ki Türkiye'de hiçbir mesele toplumsal çatışmayı gerektirecek kadar gerçek değil.

Bu ülkenin tek bir çıkış yolu var: Kendini aşmak! Bu ülke tam bu eşikte duruyor. Ya kendi gölgesinin vehminden kurtulup istikbale kanat çırpacak veya kendisiyle boğuşurken bîtap düşüp yeryüzü muvazenesinde nakavt olacak. Herkes kendi safını bu kritik eşiğin öncesinde belirlemek zorunda.

zaman



Bu yazı 337 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 24 Eylül 2012 Ne gereği vardı?
    • 11 Haziran 2012 Cuntalarla nasıl mücadele edilecek?
    • 30 Nisan 2012 Şiddet!
    • 16 Nisan 2012 '28 Şubat'çılardan panik atak hamleleri
    • 10 Nisan 2012 Çin'den bakınca Türkiye'nin gücü
    • 9 Nisan 2012 Darbede tanıdığım dört subay
    • 2 Nisan 2012 Suriye İran... İşte çetin imtihan!
    • 26 Mart 2012 Terlik
    • 13 Şubat 2012 Aman dikkat!
    • 6 Şubat 2012 Bu yüzden mi susuyorsunuz?
    • 23 Ocak 2012 Hem Hrantçı hem Ergenekoncu olunabilir mi?
    • 16 Ocak 2012 Kaç kafatası bir manşet eder?
    • 9 Ocak 2012 Hesap vermek
    • 26 Aralık 2011 Çanlar Avrupa için çalarken
    • 19 Aralık 2011 Militan
    • 12 Aralık 2011 Maazallah!
    • 5 Aralık 2011 Global Ergenekon
    • 28 Kasım 2011 Dersim'den alnımızın akıyla çıkmak
    • 23 Kasım 2011 İngiltere'yi yeniden keşfetmek
    • 21 Kasım 2011 Dersim'in şifreleri

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,684 µs