En Sıcak Konular

İbrahim Karagül


İbrahim Karagül
0 0 0000

Peki bu silahlar ne için?



Seçim sonrası iyimserliği devam ettirmek, “yeni bir Türkiye” beklentisini desteklemek, içerideki kriz alanlarını mümkün olduğunca daraltmak, siyasi ve ekonomik açılımları beslemek, Türkiye'nin gücünü dışarı yöneltmek ve bölgesel etkinliğini artırmak herkesin ortak beklentisi.

Sanki iki hafta önce bu ülkede, iç siyasi kriz, toplumsal kamplaşma, cumhurbaşkanı seçimi üzerine kavgalar, etnik ayrışma, laik-İslamcı tartışması, terör ve güvenlikle ilgili sorunlar, muhtıra, darbe söylentileri hiç yaşanmadı.

Neredeyse üzerine bahis oynanan darbe/askeri müdahale konusunda kimler hangi yazı ve konuşmalarla taraf oldu, hatırlayalım. Hudson'dan Ankara'ya, Diyarbakır'dan İstanbul'a kadar kim bu tartışmaların dışında kalabildi ki... Seçim kampanyasının iki ana konusu rejim krizi ve etnik ayrılıkçılık değil miydi? Partiler, siyasi çevreler, kurumları temsil edenler bu konulara göre pozisyon belirlemediler mi?

İki hafta önce böyle bir Türkiye'de yaşıyorduk. 23 Temmuz'da bambaşka bir Türkiye'ye uyandık. Seçmen kavga istemediğini, müdahale istemediğini, etnik ayrışma istemediğini net bir şekilde ortaya koydu. Karadeniz seçmeni hangi gerekçelerle oy kullandıysa, Güneydoğu seçmeni de hemen hemen aynı gerekçelerle oy verdi. Sonuç; herkesin uzlaşabileceği, konuşabileceği bir Türkiye

Öyle de oldu. Ama Türkiye'nin derin sorunları sanki bir gecede unutuldu. Ortadan kalkmadı, sadece bir süre unutuldu.

MHP Meclis'te uyumlu olacağını, Türkiye'nin çıkarlarına uygun gördüğü politikalara destek vereceğini, cumhurbaşkanı seçiminde CHP gibi yapmayacağını açıkladı.

DTP de MHP'ye benzer açıklamalar yaptı. Çatışmacı değil, uzlaşmacı olacağını, ayrışmayı değil birlikte yaşamayı destekleyeceğini ortaya koydu.

Neredeyse MHP ile DTP arasında bile sempati havası oluşmaya başladı. Konu Türkiye olunca, ikisinin de izleyeceği politika ve kullandıkları dil, birbirine benzer bir görüntü veriyor şimdi.

Peki ne oldu? Bir hafta önce kanlı bıçaklı olanlar, bir hafta sonra düşmanlıkları sona mı erdirdi? İç çatışma, bölünme, darbe tartışan Türkiye, bir haftada bunları nasıl unuttu?

İyimserlik elbette güzel. Üstelik Türkiye'nin buna o kadar ihtiyacı var ki… Ancak bu durum sanki bir rüyaya benziyor. Her şey bu kadar kolaydı da şimdiye kadar niye çözemedik? Bir süre sonra herkes uyanacak ve kaldığı yerden devam edecek gibi bir korku var içimde. Neden?

Ortada çözülmüş bir şey yok. Sadece seçmen bir uyarı yaptı. Ekonomik sorun istemediğini söyledi. İç siyasi kriz istemediğini söyledi. Cumhurbaşkanı'nın kim olacağı konusunda kavga istemediğini söyledi. Ak Parti'yi ve diğer taraftarları göreve davet etti.

Bakalım bütün bunların üstesinden kavgasız/gürültüsüz gelebilecek miyiz? Terör sorunu, güvenlik sorunu çözülmedi. Üstelik hiç kimsenin bu konuya ilişkin net ve iyi düşünülmüş bir projesi yok. Genel anlamda Kürt meselesi, etnik ayrışma meselesi, Kuzey Irak'la ilişkiler meselesi de seçimden önce nasılsa şimdi de öyle. Yine bu konulara ilişkin ortaya konulmuş elle tutulur bir politika öneren yok.

İçerideki sorunlar devam ediyor da, gündelik yaşamımızı birebir etkileyen çevremizdekiler sorunlar etmiyor mu?

Irak olduğu gibi yanı başımızda ve şimdi Şiistan, Sünnistan, Kürdistan şeklinde üçe bölünmesi daha belirginleşiyor. ABD-İran krizi devam ediyor. Lübnan'da iç savaşa yönelik süreç, Filistin'deki hal, Suriye'nin durumu her zamanki gibi. Akdeniz ve Basra Körfezi'ndeki askeri yığınak artıyor. İçerideki sorunları besleyen bölgesel gerilimler giderek büyüyor.

Böyle bakınca, iyimserliği beslemek belki tek seçeneğimiz. Ama gerçekçi olmak lazım uyarısı çok haklı bir uyarı oluyor. Mesela şu örneklere bakalım:

ABD, Suudi Arabistan ve beş körfez ülkesiyle 20 milyar dolarlık silah anlaşması yapıyor. Dışişleri ve Savurma bakanları bu satış için görüşmeler yapıyor. Washington İsrail'e 30 milyar dolarlık askeri yardım yapacak. 250 savaş uçağı bulunan S. Arabistan hava kuvvetleri, İsrail'den sonra bölgenin en güçlü hava kuvveti olacak. İsrail, S. Arabistan'ın bu şekilde silahlanmasına karşı çıkmıyor. Garip değil mi? Değil. Çünkü bu silahlanmanın amacı İran nüfuzunu kırmak.

Buna karşı İran, Rusya ile 250 savaş uçağını içeren anlaşma yapıyor. Yanısıra 10 tanker uçağı alıyor. Böylece İran'ın savaş uçağı sayısı 600'e çıkacak. Bu satış programının içinde füzeler de var.

Irak'tan çekilirken ülkenin orta ve kuzeyinde dev askeri üsler kurma kararında olan ABD, Suudi, Umman, Kuveyt gibi Körfez ülkelerini aşırı oranda silahlandırıyor.

Yakın çevremizde, milyarlarca dolar harcanarak kontrolsüz bir silahlanma yarışı başladı. Bu silahlar ne için bölgeye yığılıyor?

Bu gelişmeler Türkiye'ye nasıl yansıyacak? Lübnan'dan Kuzey Irak'a, Filistin'den Pakistan'a kadar bütün bölgede tehlikeli bir oyun sergileniyor ve dünyanın belli başlı bütün güçleri oyunun içinde. Enerji-silah dengesi üzerine bir dünya kuruluyor. Türkiye içinde yaşanan kavgaları besleyen en önemli gelişme bunlar.

İki yıl sonra nasıl bir Irak olacak? Nasıl bir kuzey Irak, nasıl bir Lübnan, nasıl bir Suriye, nasıl bir İran olacak sorularına net cevabı olan var mı? Bence yok. Türkiye'de hiçbir siyasi tarafın, bu sorulara verecek bir cevabı yok. Çünkü hepsi, bir çözüm önermek, bir politika belirlemek, strateji üretmek ve ortaya koymak yerine, sorunu erteleme geleneğine sahip. Bugüne kadar hep bunu yaptılar. Böyle olmaya da devam edecek gibi.

İşte umudu korumak, iyimserliği devam ettirmek için gerçekçi, somut politikalar geliştirmek zorunlu. İyimserliğin şaşkınlığa dönüşmemesi için bu uykuya devam etmek telafisi güç zararlara yol açabilir.

Sanki herkes takiyye yapıyor!

yenişafak



Bu yazı 196 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 20 Nisan 2012 Türk-Kürt-Sünni..
    • 30 Mart 2012 Suriye satrancı, İsrail'e askeri üs
    • 16 Şubat 2012 En tehlikeli ihtimal: Ya savaş tersine dönerse!
    • 10 Şubat 2012 Hesaplaşma: Kim kimi tasfiye edecek?
    • 2 Aralık 2011 Bitti Esad, gerçekten bitti..
    • 18 Kasım 2011 Artık, Suriye ile savaş halindeyiz!
    • 9 Eylül 2011 Evet, Tahrir'de konuş! Tarihi değiştir! De ki...
    • 18 Ağustos 2011 İran-Suriye ve PKK: O 'kart' yine masada..
    • 10 Ağustos 2011 Altı saat ne konuştular?
    • 27 Temmuz 2011 Ölüm koalisyonu Haçlı savaşçıları..
    • 22 Temmuz 2011 Avrupa Birliği parçalanıyor..
    • 29 Nisan 2011 Cuma, öfke, kan...
    • 10 Şubat 2011 Barış beklerken savaş gelmesin!
    • 31 Aralık 2010 Bir casusa bu kadar para veriliyor mu!
    • 29 Aralık 2010 İki not ve bir kirli ittifak!
    • 24 Eylül 2010 İsrail-PKK bağlantısı bu işi bozabilir mi?
    • 3 Şubat 2010 Bu toplantı hiç de hayra alamet değil!
    • 17 Aralık 2009 İran-Suudi savaşına doğru mu gidiyoruz?
    • 8 Aralık 2009 Reşadiye'den kim ne mesaj veriyor?
    • 28 Ekim 2009 Birileri tarih yapıyor, bunu kimler yazacak?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,479 µs