En Sıcak Konular

Uğur Dolgun



Uğur Dolgun
0 0 0000

Sol, CHP ve Baykal: Bir hezimetin bilançosu (mu?)



Bence, ilk olarak bir konu üzerinde anlaşmak gerekiyor.

Kamuoyu ve basında hezimet ile işaret edilen, sol mu CHP mi yoksa Baykal mı…

Eğer söz konusu olan Baykal ise, sorun yok! Ancak sol veya CHP kastediliyorsa, tartışma zaten yanlış bir zemin üzerinden yürü(tülü)yor demektir…

     ***     ***     ***

Önce her ne kadar birbiriyle ilişkisi olmayan(!) kavramlarsa da, sol ve CHP bahislerini ele alalım…

Sanırım herkes hemfikirdir ki, şu an Meclis’te sol bir parti bulunmuyor!

Bu nedenle, bu seçimde de -aynen öncekilerde olduğu gibi- sol adına bir hezimet ya da yenilgiden bahsetmek, konunun özünü kaçırmak demektir! Sosyo-politik yapı açısından incelendiğinde, bu ülke insanının -istisnai iki dönem dışında- sola pek itibar etmediği ortadadır… -Son olarak Prof.Dr. Ali Çarkoğlu ile Prof.Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun yaptığı araştırma da bunu kanıtlamaktadır: Halkın yüzde 47’si kendini “sağ”, yüzde 36’sı “merkez” ve yüzde 17’si “sol” yelpaze içinde görüyor.-

Bu duruma yönelik olarak, başka ve çok uzun bir yazının konusu olabilecek nedenlerin başında, sol düşüncenin ancak sanayileşmesini tamamlamış sınıflı toplumlarda ortaya çıkabileceği gerçeği gelmektedir! Türkiye’deki gibi, eğitimsiz ve kırsaldan göç etmiş kesimlerin “ne iş olsa yaparım” ve/ya “bari en azından bir fabrikaya gireyim” mantığı içinde bir yerlere kapağı atmaya çalıştıkları azgelişmiş ülkelerde, örgütlenme kültürü ile proleter bilincin oluşmasını ve sınıflı yapının siyasette yansıma göstermesini beklemek gerçekçi olmayacaktır… Bunun yanında, kültürel değerler ve dinle bir türlü barışık olamayışı da, solun bir diğer handikabı olarak ortaya çıkıyor.

Ki bu unsurların en karakteristik örneğini de, 1965 genel seçimlerinin hemen öncesinde İsmet Paşa’nın CHP için “ortanın solu” kavramını kullanması üzerine, büyük bir oy kaybına uğranılması ve parti içinde kılıçların çekilmesi oluşturmaktadır…

Çünkü CHP, daima “devletçi-bürokrat” zihniyetin temsilcisi olmuştur. Bu nedenle, sistemin partisidir. Halkçılık, partinin simgesi olan altı oktan birini temsil etmesine rağmen, sadece kurguda kalan bir söylemdir o kadar… 

CHP’de, kökleri Osmanlı’ya dayanan bir geleneği aynen koruyan devletçi-bürokrat zihniyete karşı “halkçılık ve sol” adına yaşanan tek kırılma, ortanın solu kavramına -o dönem CHP’nin as kadrosu içinde yer alan- Bülent Ecevit, Besim Üstünel ve Turan Güneş’in sahip çıkmasıyla başlayan ve Ecevit’in CHP Genel Başkanı olmasıyla olgunlaşan sürece denk gelmektedir… Ecevit’le birlikte, CHP’de “devletçi-seçkinci” karakteristik “halkçılık” ile yer değiştirmiş ve ciddi anlamda sol bir yapılanma gündeme gelmiştir…

Ancak, Türk siyasası ve demokrasisi adına devrim niteliği taşıyan bu gelişmenin 1980 askeri darbesiyle budanması, “halkçı niteliğe sahip bir sol geleneğin” doğarken ölmesi sonucunu taşımaktadır! Çünkü, bir yandan küreselleşme rüzgarlarının sırtladığı “üçüncü yol” anlayışından çekilen kopyanın Türkiye adaptasyonuyla sosyal demokrat olduğunu iddia eden CHP neredeyse “merkez sağ” bir niteliğe bürün(dürül)ürken, diğer yandan da Ufuk Uras ya da Baskın Oran gibi isimlerin temsil ettiği sol hareket halktan kopuk biçimde entelektüel-aydın kesimler arasında sınırlı kalmıştır… Diğer bir deyişle, bir tarafta ideolojik ve kültürel anlamda devletçilik ile ekonomik anlamda serbest piyasa anlayışlarını sentezlemeye çalışan CHP, öte taraftaysa bir türlü halka indirgenemeyerek gazeteci-akademisyen-üniversite öğrencisi gibi belli kesimlerin desteğiyle marjinal bir grup olarak sisteme tutunmaya çalışan sol hareketçikler!

Bu kısa özetten de anlaşılabileceği gibi, hem tarihsel hem de yapısal açıdan sol ve CHP adına bu seçimde de hezimet olarak nitelendirilebilecek bir durum söz konusu değil…

Tabii Baykal için bunun aksi söz konusu!

      ***     ***     ***

Mitinglerin söyledikleri …

Mitinglerde meydanların ve liderlerin söyledikleri, zaten seçim sonrasına yönelik olarak gerekli ipuçlarını vermekteydi…

Bir kez daha görüldü ki, Erdoğan gerçekten iyi bir hatip… Halkın ağzıyla konuşmayı ve katılımcıları harekete geçirmeyi iyi biliyor. Ayrıca halkın duymak istediklerini de farkında. Bundan dolayı da konuşmasını, nutuk havasından öte dostlar arasında sohbet şekline büründürebiliyor. Böylesine bir hakimiyet, Demirel’den sonra suskun kalan meydanlarda Erdoğan ile yeniden ortaya çıktı…

Ayrıca meydanlarda, dersini çok iyi çalışmış bir Erdoğan vardı… Konuşmakta olduğu seçim bölgesinin temel sorunları ile orada yaptıkları icraat ve yatırımları ardı ardına sıralarken, hem hiç duraksamadan saydığı o ile ait tüm ilçeler ve buralarda gerçekleştirilen hizmetler hem de bunlara ait rakamlar konusunda müthiş performanslar gösterdi. O bölgelerdeki yerel basının dahi, mevcut sorunlara ezberden bu kadar total şekilde hakim olduğunu sanmıyorum.

Seçmenlerden oy isterken de, onları psikolojik olarak nereden ve nasıl yakalayacağını farkında! Gerçekleştirdikleri hizmetleri ayrıntılı rakamlarla ezbere olarak uzunca bir süre sıraladıktan sonra, konuşmasını çoğu zaman “oy siyasi görüşe değil yapılan hizmetlere verilir” diyerek bitirmesi bunun açık göstergesi…

Baykal açısından ise, durum birçok noktada bunun tam tersi…

Çoğu mitingde, dersini iyi çalışmamış bir Baykal vardı sahnede… Bırakın AKP’yi, MHP, DP ve hatta SP mitinglerindeki liderlerle karşılaştırılamayacak kadar vasat bir performans söz konusuydu!

Konuşmalarına halkın temel sorunları olan yoksulluk, işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi makro sosyal politikalara yönelik konular yerine, alt sınıflar için pek bir şey ifade etmeyen “laiklik teması” hakimdi! Ayrıca, çoğu zaman da konuları dağıttıkça dağıttı… İçerik kötü, fikirsel bütünlük yok, kısacası boş ve hazırlıksız konuşmalar!

     ***     ***     ***

Misyon farkı da bir diğer önemli konu…

Erdoğan’ın üstlenme uğraşı içine girdiği misyon, 1946 ruhuna dayanan DP’yi yeniden canlandırma uğraşının bir yansıması gibi... Erdoğan kendine, Menderes ve Özal’ın takipçisi bir “reformist” görevi biçmişti. Ekonomik gelişme ve yapısal değişim, bıkıp usanmadan vurguladığı temel hedefleriydi. Sürekli olarak istikrar, reform ve gelecek temelli toplumsal projelere odaklandı. Bunun yanında, özellikle sosyal demokrat partilerin misyonu içinde yer alan ve refah devletinin temelini oluşturan “sosyal politika” alanında gerçekleştirilen icraatlar de miting alanlarında iyi bir referans oldu. Bu anlamda AKP, solun dolduramadığı bir alanda ciddi hakimiyet kurdu… Aslında bunun ön okumalarını, daha önce “adil düzen” gibi -içi tam doldurulamamış- söylemlerle RP programlarında da bulmak mümkündü… Tüm bunların sonucunda da, ezilmiş sınıflar ile lümpenlerin yanı sıra burjuvaların da desteğini aldı. Umut dağıttığı miting meydanları, bir Türkiye profili yansıtmaktaydı…

1990’ların ikinci yarısında İngiltere ve Fransa’daki işçi partilerinden adapte etmeye çalıştığı “yeni sol” ve/ya “üçüncü yol” kurguları ile CHP’de değişim rüzgarları estirmeye çalışan -ve bu arada da sol seçmenin bir kısmını kaybeden- Baykal, bu sefer de “liberali ve muhafazakarı ile merkezde yer alan herkesten” oy peşine düştü… Zaman zaman, oldukça keskin milliyetçi söylemlerle öne çıktı. Bununla da kalmadı, bir ara işi hamaset edebiyatına kadar götürdü. Tüm bunların sonucu olarak da sol söylemler ve politikalar, “bütünleştirici” olması gerekirken “bölücü pratikler” üzerinden yürütülmeye çalışıldı. Bu hataya, hem aşırı ulusalcı söylemlerle Güneydoğu ile Doğu’yu adeta yok sayarak sadece “beyaz Türkler”in sözcülüğüne soyunan CHP hem de sınıf tabanlı politikalar yerine “etnik kimliklerin arkasına sığınan” Ufuk Uras ve Baskın Oran düştü…

     ***     ***     ***

Karizma ve lider…

Erdoğan iyi bir hatip demişken, buna bir ekleme daha yapılabilir: Aynı zamanda da karizmatik bir lider! Hem kişileri hem de kalabalıkları etkilemesini iyi biliyor… 1980 sonrasında karizmatik liderlerin döneminin artık bittiği düşünülmüştü. Yeni jenerasyon siyasetçiler arasında, bir Ecevit ve/ya Türkeş’in estirdiği rüzgarları yakalayabilen yoktu… Politika sahnesi, -kabul edilse de edilmese de- Erdoğan’la birlikte yeniden bu tip liderlere kavuştu. -Bunun yanı sıra, karizmatik lider olmak illaki olumlu bir anlam yüklenimini de gerektirmiyor… Milyonlarca insanın katili olan Hitler’in, bu kategorinin başlıca örnekleri arasında başı çektiği unutulmamalı…-

Baykal’da ise, aynı ışıltıyı yakalamak pek mümkün değil… Daha çok, polemikçi ve hizipçi bir figür olarak belleklerde yer alıyor! Ancak, liderin ne kadar önemli olduğunu kendisi de farkında. 25-26 Ocak 1992 tarihlerinde SHP Olağanüstü Kurultayı’nda Erdal İnönü’ye hitaben yaptığı konuşmada, “RP ensemizdedir. Onun da altına düşebiliriz. SHP yeni bir lidere, yeni bir yönetime muhtaçtır. Bunu yapmazsanız, sıkıntılar devam edecektir. Liderlik tüm dünyada önemlidir. DYP’yi tüzüğü ve programı mı iktidara getirdi? DYP’yi Demirel, CHP’yi Ecevit, ANAP’ı Turgut Özal iktidara getirdi” diyen Baykal’ın, sanırım bu söylediklerini hatırlayıp bir muhasebe yapması gerekiyor.

En azından CHP ve sol adına! Çünkü, ülkenin ve parlamentonun sola en ihtiyaç duyduğu dönemdeyiz…



Bu yazı 1,621 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Eylül 2008 Asabı bozuk bir adamın portresi…
    • 18 Eylül 2008 Basını bekleyen tehlike?
    • 11 Eylül 2008 Yetenek önemli tabii!
    • 8 Eylül 2008 Başbakan tarihi gerçekleri de göz önüne almalı
    • 2 Eylül 2008 Biri hepimizi gözetliyor…
    • 25 Ağustos 2008 Büyükşehirlerdeki aşiretler ve terör!
    • 16 Ağustos 2008 Kontrolsüz güç!
    • 7 Ağustos 2008 Alın size Ergenekon yazısı…
    • 28 Temmuz 2008 32 kısım tekmili birden…
    • 11 Temmuz 2008 Gündemi tatil sonrasında okumak (ya da okuyamamak…)
    • 23 Haziran 2008 Tatil düşleri…
    • 16 Haziran 2008 Önümüzdeki yerel ve genel seçimlerin sonucu zaten belli…
    • 11 Haziran 2008 Giderek DP’leşen AKP’yi kim kurtaracak?
    • 6 Haziran 2008 Ya istiklal ya…
    • 3 Haziran 2008 Peki, ya sonuç?
    • 27 Mayıs 2008 Aileden Sorumlu Devlet Bakanı nerede?
    • 19 Mayıs 2008 19 Mayıs’ta İngiltere Kraliçe’sinin ziyaretini değerlendirmek
    • 15 Mayıs 2008 Magandalardan lahmacun cinayeti…
    • 10 Mayıs 2008 “Dindar” değil “dinci” olunca…
    • 6 Mayıs 2008 Siyasi istikrar…

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,679 µs