En Sıcak Konular

Şahin Alpay


Şahin Alpay
0 0 0000

Abdullah Gül, dışişleri bakanı kalmalı



Hasan Cemal'e verdiği mülakata bakılacak olursa, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül yeniden Cumhurbaşkanlığı'na aday olmaya karar vermiş görünüyor. (Milliyet, 26 Temmuz) Ben, adaylığı söz konusu olduğu günden itibaren, bu fikre sıcak bakmadım. 22 Temmuz seçim sonuçları da fikrimi değiştirmedi. Niçin?
Öncelikle şunları belirteyim: Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığını liyakatle ve başarıyla yapabilecek bir birikime sahip olduğu konusunda en küçük bir tereddüdüm yok. Sayın Gül, Türkiye'nin 1990'lardan bu yana yetiştirdiği en değerli siyasilerden biri. Laikliğe, din ve vicdan özgürlüğüne bağlılığına güvenim tam. Her zaman vurguladığım gibi, Sayın Gül'ün liderlerinden biri olduğu AKP'nin Türkiye'de laikliğin güvencesi olduğuna inanıyorum. Eşinin başının örtülü olması, cumhurbaşkanı olmasına elbette ki engel değildir. Benim için önemli olan insanların nasıl giyinip kuşandıkları değil, insan haklarına ve demokrasiye bağlı olup olmadıklarıdır. (Başı açık nice kadınların düpedüz faşist görüşler savunmaları, Türkiye'nin en acı gerçeklerinden biridir.) Dolayısıyla eğer AKP, Gül'ü aday göstermeye karar verir, demokrasimizin en yüksek organı olan TBMM de Sayın Gül'ü cumhurbaşkanı seçerse, bunu tabii ki saygıyla karşılayacağım.

Gül'ün cumhurbaşkanlığına sıcak bakmayışımın üç ana sebebi var: 1) Demokrasimiz üzerindeki bürokratik vesayetin tasfiye edilmesinin doğru yolu, 12 Eylül Anayasası'nın yerini sivil ve demokratik bir anayasanın alması, bu anayasa ile parlamenter sistemin güçlendirilmesi, cumhurbaşkanının parlamenter sistemle bağdaşmayan yetkilerinin kaldırılmasıdır. O makama iktidar partisinin en tepedeki liderlerinden birinin getirilmesi değil. 2) Bugünkü Anayasa ile hem cumhurbaşkanlığının hem de başbakanlığın aynı partiye mensup iki güçlü siyasinin elinde olması, sakıncalı bir güç temerküzüne yol açabilir. Bu ne ülkeye ne de iktidara yarar getirir. 3) Sayın Gül, Türkiye tarihinin en başarılı dışişleri bakanlarından biridir; cumhurbaşkanı olması bana göre tam anlamıyla bir yetenek israfıdır.

Bu görüşlerim 22 Temmuz seçimlerinden sonra değişmemiş, aksine pekişmiştir. İki nedenle: 1) Sayın Gül'ün adaylığını doğuran şartlar kökten değişmiştir. AKP iktidarı % 47 oy ve 341 sandalye ile çok güçlü bir demokratik meşruiyet kazanmıştır. İktidar partisi, Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'yı çiğneyerek çıkardığı engele (367 toplantı sayısı saçmalığına) rağmen cumhurbaşkanını tek başına seçebilecek güce sahip hale gelmiştir. (Muhalefet milletvekillerinin toplantıya katılmamaya ne yüzleri tutabilir ne de yeniden erken seçime gitmeyi göze alabilirler.) Ama AKP'ye giden oyların Sayın Gül cumhurbaşkanı seçilsin diye verildiğini iddia etmek, hiç inandırıcı değildir. Aksine, seçim sonuçları halkın inatlaşma ve kutuplaştırma politikalarını reddettiğini ortaya koymuştur. Sayın Başbakan da bunu kaydettiğinin işaretlerini vermiştir.

2) AKP iktidarının demokrasiyi, halk iktidarını ve parlamenter sistemi güçlendirecek, bu arada cumhurbaşkanının sistemle bağdaşmayan yetkilerini ortadan kaldıracak sivil ve demokratik bir anayasa hazırlığı içinde olduğunu biliyoruz. Yeni, sivil ve demokratik anayasayı bütün siyasi partilerle müzakere ederek şekillendirmek ve sonunda halkoyuna sunarak kabul etmek, bürokratik vesayetin tasfiyesi yolunda gecikmeden atılması gereken asıl önemli adımdır. Cumhurbaşkanlığı yetkisiz bir devlet başkanlığı kimliğine kavuşturulduğunda, makama en uygun kişinin Sayın Gül olmayacağı çok açıktır.

AKP saflarında makama uygun nitelikte çok sayıda saygın milletvekili mevcuttur. TBMM'nin büyük bölümünün bir AKP'li aday üzerinde anlaşması için şartlar uygun görünüyor. Bu takdirde, 21 Ekim'de yapılması öngörülen, cumhurbaşkanının halk tarafından, 5 yıllık iki dönem için seçilmesine yönelik Anayasa değişikliklerine de gerek kalmayabilir. Bu konuda son sözüm şu: En az bir dönem daha Sayın Erdoğan'ın başbakan, Sayın Gül'ün de dışişleri bakanı olarak göreve devam etmelerini ülke çıkarına görüyorum.

Zaman



Bu yazı 359 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 21 Temmuz 2012 Oyumu geri alıyorum
    • 2 Haziran 2012 Nükleer yalanlar ve gerçekler
    • 19 Mayıs 2012 Uludere, Ankara'nın karanlık dehlizlerinde
    • 29 Ekim 2011 Anadolu'daki bekleyiş, AB standartları
    • 20 Ağustos 2011 Şiddet, çözüm değil şiddet üretir
    • 19 Ekim 2010 Türkiye gittikçe Batı'ya yaklaşıyor
    • 26 Haziran 2010 Türk dış politikası liberaldir
    • 22 Mayıs 2010 Ey asker, siyasete karışma!
    • 8 Mayıs 2010 İsmet İnönü'ye de adil olmalıyız
    • 1 Mayıs 2010 Niye profesyonel ordu?
    • 3 Nisan 2010 'Lider sultası'ndan kurtulabilir miyiz?
    • 20 Mart 2010 Ermeni sorunu, aydınlar ve siyasiler
    • 6 Mart 2010 Vesayet rejimi nasıl kuruldu ve işledi?
    • 20 Şubat 2010 Demokrasilerde 'kontrol ve denge' nasıl sağlanır?
    • 13 Şubat 2010 Militarizm ne Ortaylı'ya, ne de MHP'ye yakışır
    • 2 Temmuz 2009 Genelkurmay Başkanı'na açık mektup
    • 11 Haziran 2009 'Türkiye çantada keklik değil'
    • 23 Nisan 2009 Zorunlu asimilasyon başarılı olamadı
    • 12 Şubat 2009 TSK'nın saygınlığını korumalıyız
    • 7 Haziran 2008 Militan demokrasi değil, militan devlet

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,178 µs