En Sıcak Konular

Ahmet Hakan


Ahmet Hakan
0 0 0000

Abdullah Gül düşerken



BUNDAN kısa bir süre öncesine kadar...

Herhangi bir "Beyaz Türk"ten ya da "Biraz mürekkep yalamış" herhangi bir yurttaşımızdan, bir "Abdullah Gül / Tayyip Erdoğan kıyaslaması" yapmasını rica etseydiniz...

Alacağınız yanıt belliydi:

"Abdullah Gül dışa açık, sinirlerine hákim, mantıklı ve ölçülü biridir... Tayyip Erdoğan ise sert, uzlaşmaz, içe dönük ve kendine hákim olamayan biridir."

Benim bu konudaki iddialı tezim şudur:

İmajın bu şekilde oluşmasında Abdullah Gül’ün katkısı yabana atılmayacak kadar fazladır.

Hadi hep birlikte anımsayalım...

Abdullah Gül, Avrupa Birliği için yapılan o çetin müzakere sürecinde Tayyip Erdoğan’ı nasıl kontrol altında tuttuğunu anlatırken ne demişti:

"Tayyip Bey’in sakin olmasını sağlamak için masanın altından sürekli ayaklarına vuruyordum."

Peki Abdullah Gül, "masanın altından ayağa vurma" olayını böyle iştahla ifşa ederken, "Sinirlerine hákim, kontrol mühendisi bir Abdullah Gül / Kendine hákim olamayan, ne dediğini bilmeyen, kontrolsüz bir Tayyip Erdoğan" imajının belireceğini bilmiyor muydu?

Zekásını küçümsemeyelim:

Abdullah Gül, hangi ifşaatın, zihinlerde hangi karşılığı bulacağını bilecek kadar uyanıktır.

Ve bu uyanık tutum, bütün bir iktidar sürecinde aynen devam etmiştir.

Böylece "Kontrollü Gül / Kontrolsüz Erdoğan" imajı, hepimizin zihinlerine kazınmıştır.

* * *

Ama işte bakın...

Özenle, ilmek ilmek örülmüş "Kontrollü Gül" imajı, son günlerde nasıl da hak ile yeksan olmaya başladı.

Hadi örneklere bakalım:

BİR: Birileri çıkıp, "Türbanlı kızlar hiçbir üniversitede törenlere alınmazken, Gül’ün kızı alayı vala ile diplomasını babasının elinden alma mutluluğunu tadabiliyor. Peki babaları Başbakan Yardımcısı olmayan öbür türbanlı kızlar ne olacak?" diye sorduğunda Abdullah Gül kontrolünü kaybediyor... Kimsenin dikkatini çekmeyen yakışıksız bir eleştiriyi gündeme getirip, "Kızımı Paris Hilton’a benzettiler" diyerek sert tepki gösteriyor ama "asıl soru"ya yanıt vermekten kaçınıyor...

İKİ: "Uzlaşma şampiyonu", "Kontrol mühendisi" ve "Dayatma karşıtı" Abdullah Gül, yeni şartların neyi gerektirdiğini çok iyi bildiği halde, "Adaylığım devam ediyor" diyerek, nasıl da "çetin ceviz" olduğunu göstermekten hiç de kaçınmıyor. Üstelik Tayyip Erdoğan’ın, "Abdullah Bey’e ayıp olmadan bu işi nasıl hallederiz" diye bir çıkış yolu aradığını bildiği halde...

ÜÇ: O kibar, Batılı, anlayışlı, sempatik, sürekli gülümseyen Abdullah Gül, seçim meydanında nasıl da güvercinlikten şahinliğe geçiveriyor. Elazığ meydanında yaptığı konuşmada rakiplerini "Erkeklik ispatı"na çağırıyor... Yani kontrol elden gidince, "mütebessim çehre" yerini "maço bir dil"e bırakıveriyor.

* * *

Bülent Arınç, ortada hiçbir şey yokken çok kibar, duygulu, nezaketten uçacak bir adamdır. Ama ortada bir şey varsa savrulma başlar... O kibar, duygulu, nezaketten uçacak adam gider, yerine kaba, anlayışsız, öfkeli biri gelir.

Arınç’ın savruluşu pek kolay olmuştur!

Ancak Abdullah Gül’ün "güvercinlikten şahinliğe" savruluşu, biraz vakit aldı.

Çünkü...

Gül’ün çabası daha uzun soluklu bir çabaydı.

Tünelin ucunda "mühim bir koltuk" vardı...

Aşırı temkinin nedeni buydu.

Ama işte görüyorsunuz:

Başbakanlık koltuğu elden kaçınca...

Cumhurbaşkanlığı ile ilgili blokaj olanca ağırlığıyla kendisini hissettirince...

Yani...

Bir ihtimal olarak "Cumhurbaşkanlığı" ya da "Başbakanlık" ufukta gözükmeyince...

Abdullah Gül de esmeye, gürlemeye, yağmaya başladı.

* * *

Bugün "Kızımı çok üzdüler! Çok ayıp ettiler!" diye haykıran Abdullah Gül’e sadece şunu sormak isterim:

"Tünelin ucunda mühim bir koltuğun göründüğü bir dönemde eşiniz Hayrünisa Hanım AİHM’den şikayetini geri çekmiş, bu olay üzerine de köşelerden çok şeyler yazılıp çizilmişti. Neden o zaman ’Eşimi çok üzdüler! Çok ayıp ettiler’ türünden bir demeç patlatmadınız?"

hürriyet

 

 



Bu yazı 466 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 1 Temmuz 2010 Yeter ki Tayyip gitsin duygusu
    • 3 Eylül 2009 Umreden mahrem notlar
    • 26 Şubat 2009 28 Şubat bitti mi?
    • 22 Şubat 2009 Aydın Doğan’la bir fasıl gecesi
    • 9 Şubat 2009 Hastasıyım bu istismarın
    • 18 Ocak 2009 Benim gözümle Kemal Gürüz
    • 24 Kasım 2008 CHP’nin Tayyip’i
    • 6 Ağustos 2008 Ahmedinejad’ın Anıtkabir’de ne işi var
    • 23 Temmuz 2008 Kandıra’dan mesaj var
    • 9 Temmuz 2008 Gaza gelme Latif Abi
    • 4 Haziran 2008 Önder Sav’a açık mektup
    • 25 Mayıs 2008 Kısa Türkiye tarihi
    • 19 Mayıs 2008 Ağustosta rapsodi
    • 7 Mayıs 2008 Asılmışların paylaşımı
    • 5 Mayıs 2008 Biri Tayyip’e fısıldadı: Parti kapatılmayacak
    • 10 Nisan 2008 Organize’de iki saat
    • 13 Mart 2008 Bayan Çölaşan yalan söylüyor
    • 7 Mart 2008 Da Vinci Baykal’ın şifresini çözdüm
    • 2 Mart 2008 Yaşar Paşa’ya da bir şey söylenir mi?
    • 17 Şubat 2008 Artık şu İranlılara yüz vermesek diyorum

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,324 µs