En Sıcak Konular

Ekrem Dumanlı


Ekrem Dumanlı
0 0 0000

Kâbus senaryoları, gerçekler ve medya



Çok önemli bir hadise olmadıkça gazete manşetleri aynı olmaz; herkes kendi "özel bilgisi"ni manşet yapmak ister. Ne var ki bazen bütün gazeteler bir olaya kilitlenir. Cumartesiye ait gazeteler öyleydi. Hemen hepsi Amerika'da yapılan bir toplantıya ayrılmıştı.

Hudson Enstitüsü tarafından hazırlanan programda Türkiye üzerine üretilen kâbus senaryoları konuşulmuştu. Neler yoktu ki senaryoda? 18 Haziran'da canlı bomba Beyoğlu'nu kana buluyor, patlama sonucu 50'den fazla insan ölüyor, eylemin PKK tarafından yapıldığına dair dedikodular yayılıyor, saldırganın Kuzey Irak'la bağlantısı ortaya çıkarılıyor...

Senaryo bu kadarla da sınırlı değil. Kâbus devam ediyor. Mesela 24 Haziran'da Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'ya suikast düzenleniyor. Tüm bunlar yaşanırken kitleler (senaryo gereği) sokaklara dökülüyor, laiklik yürüyüşleri düzenleniyor, hükümet protesto ediliyor, falan filan... Senaryonun sınır ötesine yönelik askerî hamle gerektirecek ayrıntıları da var. Mesela saldırganın Kuzey Irak'ta değil de Suriye'deki Hizbullah kampında eğitildiği ortaya çıkarılır, İsrail ajanları ile PKK yetkilileri fotoğraflanır ya da görüntülenir, peşmergelerin arasından Amerikan askerleri çıkar...

Türkiye çetelerin üzerine gidemiyor

"Böyle saçmalık olur mu?" dediğinizi duyar gibiyim. Doğru, bu kadar absürd laf bir araya getirilmez. Ancak düşünce kuruluşları bazen böyle şeyler yapıyor ve buna beyin fırtınası diyor. Lakin bu seferki fırtınanın şaşırtıcı, üzücü, kuşkulandırıcı yanları bulunuyor. Her şeyden önce verilen tarihler ve muhtemel senaryolar, genel seçimlerden hemen önce konuşuluyor ve konuşmalar senaryoyu gerçekle iç içe geçirecek gelişmeler eşliğinde yapılıyor. Demek o ki, konuşulan kâbus senaryolarının bugün yaşanan bazı olaylarla örtüşmesi kuşkulara sebep oluyor.

Washington'da kâbus senaryosunun aklın hudutlarını zorlayan ayrıntıları tartışılırken İstanbul'da bir gecekonduya baskın düzenlendi. 27 el bombası, çok sayıda TNT kalıbı ele geçirildi; emekli Astsubay Oktay Yıldırım, Mehmet Demirtaş ve Ali Yiğit tutuklandı. Ardından adı Danıştay saldırısına da karışmış eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin gözaltına alındı. Bahsi geçen kişilerin kendilerine kuvvacı adını yakıştırdıkları, ulusalcı eylemlerde önde yürüdükleri biliniyor. Bahsi geçen kadronun, adı Susurluk olayına da karışan emekli Tuğgeneral Veli Küçük'le ilişkisi de herkesin malumu. Çoktandır benzer olaylarda benzer isimler zikrediliyor; ama bu kişiler hakkında herhangi bir hukukî işlem yapılamıyor.

"Canım n'olmuş yani; her yerde böyle örgütler olur" denilerek mesele basit ve lokal bir çerçeveye sıkıştırılabilir. Hatta gecekonduda yakalanan bombalar ile Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombaların aynı tip olmasının bir tesadüf olduğu da iddia edilebilir. Daha ötesi, bombaların ordu malı olduğuna dair iddianın mahkemede değerlendirilmediği, avukatların itirazına rağmen konunun araştırılmadığı ve soruşturmanın bu faslının kapatıldığı üzerinde durulabilir. Ancak kâbus senaryoları dünyanın öbür ucundan yazılıp çizilirken ortaya çıkan çete(ler)in görmezden gelinmesi üzerinde derinden derine düşünmek gerekiyor.

Gerçek şudur: Son yıllarda ortaya çıkan çetelerin üzerine yeterince gidilmedi. Devletin ilgili ve sorumlu kurumları çete testinden sınıfta kaldı. Susurluk olayı sırasında kıyametleri koparan medya, çeteleşme konusunda bilinmeyen bir nedenle suspus oldu. Araştırmacı gazeteciliğin yerini kimi zaman karıştırmacı gazetecilik aldı. Ortaya çıkan çeteler illegal bir örgütlenmeyi bangır bangır bağırırken olayın magazinsel boyutunda keyif çatanlar oldu. Mesela Sauna Çetesi'nin emekli emniyet genel müdür vekili; özel harpçi subaylar ve mafya bağlantısı ortadayken medya Sauna işletmecisinin magazin yanlarına ve olayda ismi geçen İbrahim Tatlıses'e takılıp kaldı.

Çete bir değil ki! Bursa'da yakalanan çete, Eryaman'da ele geçirilen grup, Şemdinli'de yaşanan vahim olaylar. Danıştay saldırısındaki gizemli işbirliği, Hrant Dink cinayetindeki derin bağlantılar... Film devam ediyor. Geçen haftaki olaylar Ümraniye'de bir gecekondu baskınıyla sürdü. Önümüzdeki haftalarda hangi çeteler nereden çıkar bilinmez; ancak bilinen bir şey var: Türkiye üzerine karanlık oyunlar oynanıyor ve Türkiye'yi istikrarsızlığa sürükleyecek senaryoların üzerine gidilemiyor. Son aylardaki gelişmeler bunun apaçık delilidir. Çete davaları birer birer düşürülüyor, iddianameler değiştiriliyor, ceza talepleri azaltılıyor, davalar çete kapsamından çıkarılıyor... Düşünebiliyor musunuz en meşhur çete davasında trafik kazaları oluyor, bazı dosyalar yırtılıyor, güya o dosyaların yerine başka yerde bulunan kopyalar konuyor da bütün gelişmeler Türk basınında yer almıyor ya da alıyormuş gibi gösterilip küçük sütunlara sıkıştırılıyor...

Medya, çeteleri görmezden geliyor

Türkiye, demokrasimiz açısından hayati önem taşıyan bir seçime doğru gidiyor. 22 Temmuz seçimleri öncesinde yaşanan bazı olaylar kamuoyunda şüphelerin oluşmasına neden olmuştur. Artan terörün üzerinde kocaman bir soru işareti bulunmaktadır. O yüzden her kim terör olaylarından rant elde etmek isterse umduğunu bulamayacaktır. Değişik çevrelerde birtakım "gizli toplantılar" düzenlenmesi, orada istikrarsızlık adına kâbus senaryolarının dile getirilmesi, tam bu konuşmalar devam edip giderken bazı çetelerin gizlenemez hale gelmesi oldukça düşündürücüdür. Kamuoyunu manipüle etmeye yönelik tezgâhlar yeni değil; öteden beri psikolojik harp uzmanları bu tür yollara başvurur. Ancak bu sefer mızrak çuvala sığmıyor; Türkiye'yi bambaşka yerlere taşımak isteyenler, kendilerini gizlese bile niyetlerini gizleyemiyor. Nokta Dergisi'nin ortaya attığı bilgi ve belgeler birer birer doğrulandıkça Türk basınının çeteler ve sivil görünümlü yapılanmalar hakkında suskunluğa bürünmesi kamuoyundaki şüpheleri artırıyor. Oysa bugün kayıtsız-şartsız demokrasi günüdür. İnsanları korkutarak, endişelendirerek, sindirerek bir yere varmak mümkün değil...


Zaman'dan bir adım daha

Gazeteler şayet bir siyasi görüşün sözcüsü değilse, sütunlarını herkese açabilir. Başka bir tabirle, her siyasi görüş, objektif yayın yapma gayretinde olan gazetede kendine bir yer bulabilmelidir. Zaman'ın duruşu bellidir: Katılımcı ve çoğulcu demokrasi yolunda özgürlükçü ilkeleri ile ayakta duruyor bu gazete. Bu ilkelerden uzaklaşan, bu gazeteden de uzaklaşıyor. Aslında gazete dün nerede duruyorsa bugün de orada duruyor. Herkese eşit mesafede durmak, temel ve evrensel ilkeleri kendine şiar edinip herkese iyi niyetle yaklaşmak demektir. Şayet bir uzaklaşma söz konusu olursa, uzaklaşan dönüp kendine bakmalı ve demokrasi ile arasındaki mesafeyi yeniden kontrol etmeli...

Zaman, seçim dönemine mahsus yeni bir uygulama daha başlatıyor. Her parti için "medyanın nabzı"nı tutan gazetemiz, önümüzdeki günlerde yeni bir sayfa açıyor ve bütün siyasi görüşlere orada kendilerini anlatma imkânı sunuyor. Herkesin kendini direkt ifade edebileceği bu platform, anlamsız ve sonuçsuz didişmelerden daha çok, icraat beğendirmeye yönelik olacak. Her partiden seçkin simalara yer verilecek bu sütunda seçmen "Türkiye için ne yapacaksınız?" sorusunun cevabını bulacak. Her fikri takip etme imkânı bulan okurun daha sağlıklı karar vermesi ancak bu yolla mümkün olsa gerek...

zaman



Bu yazı 384 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 24 Eylül 2012 Ne gereği vardı?
    • 11 Haziran 2012 Cuntalarla nasıl mücadele edilecek?
    • 30 Nisan 2012 Şiddet!
    • 16 Nisan 2012 '28 Şubat'çılardan panik atak hamleleri
    • 10 Nisan 2012 Çin'den bakınca Türkiye'nin gücü
    • 9 Nisan 2012 Darbede tanıdığım dört subay
    • 2 Nisan 2012 Suriye İran... İşte çetin imtihan!
    • 26 Mart 2012 Terlik
    • 13 Şubat 2012 Aman dikkat!
    • 6 Şubat 2012 Bu yüzden mi susuyorsunuz?
    • 23 Ocak 2012 Hem Hrantçı hem Ergenekoncu olunabilir mi?
    • 16 Ocak 2012 Kaç kafatası bir manşet eder?
    • 9 Ocak 2012 Hesap vermek
    • 26 Aralık 2011 Çanlar Avrupa için çalarken
    • 19 Aralık 2011 Militan
    • 12 Aralık 2011 Maazallah!
    • 5 Aralık 2011 Global Ergenekon
    • 28 Kasım 2011 Dersim'den alnımızın akıyla çıkmak
    • 23 Kasım 2011 İngiltere'yi yeniden keşfetmek
    • 21 Kasım 2011 Dersim'in şifreleri

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,387 µs