En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Yanlış üstüne yanlış



Ne yapılıyor, ne tartışılıyorsa bugün, yanlış yapılıyor, yanlış tartışılıyor. Bu kadar yanlıştan doğru bir sonuç çıkarmak ise asla mümkün değildir. 


Şu sıralarda bizimle ilgili olarak dünyanın cevabını en fazla merak ettiği, “Türkiye Irak'a müdahale edecek mi?” sorusudur. Kimi endişeyle kimi de arzuyla soruyor bu soruyu. Konuyu en az bizim kadar yakından izleyen Washington bazen endişeli bazen de arzulu bir görüntü veriyor; Avrupa Birliği'nin ise endişeden öte bir rahatsızlık duyduğu anlaşılıyor.

Garip olan, aynı sorunun bizde bambaşka bir tartışmaya vesile olması… Genelkurmay söylem olarak Irak'a müdahaleden yana, ama iktidarın kendisine yetki vermesini bekliyor; iktidarın ise müdahaleyi sakıncalı bulduğu belli, buna karşılık 'Kuzey Irak kökenli' diye takdim edilen terör can yakmaya başladığı için, isteksiz görünmemek amacıyla, “Daha önce yetki vermiştim, gerekiyorsa kullanılır” deyip duruyor.

Türkiye'de yönetim çatışması hep olagelmiştir de, bu bugünkü kadar hiç belirgin hale gelmemişti. Yetki ve sorumluluklar açısından hiyerarşisi tepetaklak olmuş bir ülke manzarası veriyoruz.

Terör eylemlerinde hayatlarını kaybedenler asker, ancak devletin askeri onlar… 'Devlet' denilen aygıt Genelkurmay Başkanlığı'nın da içinde yer aldığı değişik kuvvet, kurum ve birimlerden oluşur. Meclis bir parçası o aygıtın, hükümet de, cumhurbaşkanlığı da; istihbarat kurumları da yanlış yapanları cezalandırmak üzere yargı kuvveti de bulunur devletin... Herkesin görev ve yetkilerini belirleyen 'anayasa' denen bir metin var ve bütün kuvvet, kurum ve birimler anayasal çerçeve içerisinde yetki ve sorumluluk kullanarak görevlerini yerine getirmekle yükümlüler.

Bir başka ülke toprağına asker gönderme kararı, anayasamıza göre, devletin çeşitli organlarının işbirliğiyle alınabiliyor. Karar alma sürecinin şöyle işlemesi bekleniyor: İstihbarat birimlerinin bulguları devletin ilgili kurumlarında değerlendirilir… Ülkenin çok yönlü çıkarlarını göz önünde tutan hükümet müdahale kararı verir ve Meclis'e başvurur... Meclis de aynı yönde görüş bildirirse Genelkurmay'a müdahale görevi iletilir…

Herhalde fark ettiniz: Şu sıralarda kıyasıya tartıştığımız konuyu tersinden ele alıyoruz biz... Başkanı ve internet sitesine koyduğu açıklamalar aracılığıyla, Genelkurmay, Irak'a müdahale edilmesi gerektiğini duyuruyor. Bu gereklilik ulusal güvenlikle ilintilendirildiği için askerin açıklaması kamuoyu üzerinde etkili de oluyor. Ancak, 'devlet kararı' için varlığı gereken diğer unsurların hiçbiri ortada yok; istihbaratın hangi tezi desteklediğini, ülke çıkarlarının yapılacak müdahaleden nasıl etkileneceğini bilmiyoruz. Bütün bildiğimiz, askerin “Müdahale gerekli” görüşünde olduğu… Oysa 'devlet' yalnızca askerden oluşmuyor.

Bizim sistem içerisinde askerin yeri hayli ağır, bu ağırlığını geçmişte farklı biçimlerde kullanan asker ilk kez daha doğrudan ve kamuoyunu hedef alarak varlığını belli ediyor. İktidar âdeta Irak'a müdahale kararı almaya zorlanıyor; her şehit cenazesi ülkemizi biraz daha Irak topraklarına girmeye yaklaştırıyor. Askerin istediği türden bir müdahale kararı alınacaksa, bu, devlet aygıtı içerisinde yer alan birimlerin anayasal çerçeveye uygun davranışları sonucu olmayacak; asker istediği için ve şehit cenazeleri baskısı altında kalınarak alınacak bu karar…

Oysa demokratik sistemler, özellikle bugün karşı karşıya kaldığımız durumlarda yanlış kararlar alınmasın ve devletin bütün organları uyum içerisinde çalışarak en akılcı sonuca varılabilsin diye, kimin kimden emir alarak görev yapacağını kurallara bağlamıştır.

Türkiye demokratik sistemin yararını 1 Mart tezkeresi sırasında gördü; sağdan-soldan gelen bütün bilgileri değerlendiren hükümet tezkere çıksın istedi, ama konuyu gizli bir oturumda enine-boyuna tartışan Meclis, ikna olmadığı için, bu isteğe geçit vermedi… Türkiye bu sayede Irak ateşinin dışında kalmayı başardı. Şimdi, hiç gereği yokken, aynı ateşin içine itilmenin eşiğindeyiz… Bugünün şartları bir müdahaleyi zorlarsa, Irak'tan cenazesi gelecek daha çok sayıdaki şehit için kimi suçlayacağız?

Ne yapılıyor, ne tartışılıyorsa bugün, yanlış yapılıyor, yanlış tartışılıyor. Bu kadar yanlıştan doğru bir sonuç çıkarmak ise asla mümkün değildir.

Yeni Şafak



Bu yazı 247 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,929 µs