En Sıcak Konular

Ali Bayramoğlu


Ali Bayramoğlu
0 0 0000

Askerde fikir zikir ilişkisi ve sivil askerler



Gözlemci ve gazeteciler, dün, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın Harp Akademileri'nde yaptığı konuşmaya kulak kesilmişti.

Konuşmada iç siyasete temas etmedi Genelkurmay Başkanı, daha çok Kürt sorunu ve Kuzey Irak meselesinin etrafında döndü. Önemli taraf, dolaylı sözlerle muhtemel bir operasyonda Barzani'yi de hedefe koyması, bu konuda sorumluluğu, yani kararı siyasi iktidara “bırakması'ydı.

Elbet, askeri konuşmalarında “fikir-zikir ilişkisi”nin kuvvetli olduğu, hatta bunların birbirini üretecek şekilde çalıştığı bilinir.

Bugünkü gibi hassas koşullar dikkate alınacak olursa, bu koşullara oranla askerin kendi içine yaptığı konuşmada krize ve gerilime yeni boyutlar katacak yön yoktu denebilir.

Bu madalyonun bir yüzü…

Krizi her zaman krallar çıkarmaz, bu ülkede “kraldan çok kralcılar”ın da kaos üretme kabiliyetleri büyüktür…

Nitekim gazeteci işin peşini bırakmıyordu.

“NTV'de Sayın Başbakan sizinle görüş ayrılıkları olduğunu söylüyor. Ne diyorsunuz?” sorusu geliyordu orgenerale… Alınan “Onu Sayın Başbakan'a soracaksınız…” yanıtı yetmiyor, Murat Yetkin üzerine gidiyordu işin, “Peki sizin bir görüş ayrılığınız var mı” sorusuyla. İkinci yanıt da kısaydı. “Ben böyle bir şey söylemem…” diyordu Büyükanıt…

Peki, “Evet görüş ayrılığımız var dese…” ne olurdu?

Aslında yeni bir muhtıra kuvvetinde söz etmiş olurdu…

Bunu mu arıyor gazeteci?

Ordu ile siyasi iktidar arasında amansız bir iktidar mücadelesi yaşandığını biliyor ve bunu askere söyletmeye çalışıyor, aslında haberden çok krize davetiye çıkarıyor…

Kaldı ki aynı gazeteci, hatta gazetesi (yazılarından biliyoruz) New York sürecinde Sarıkız ve Ayışığı operasyonlarını hazırlayan Yalman, Şenuygur gibi generallerle yakın ilişki içindeydi. Bunların darbe hazırlığı yaptıklarını ima eden yazılarını ancak onlar emekli olduktan sonra yazmıştı. Yani bilgiyi aldığı ya da kokladığı an, haber yapmamış, darbe hazırlığı “enformasyonunu” her hikmetse kendisine saklamıştı…

Bu da bir gazetecilik anlayışı işte!

Karışık konular bunlar…

Geçelim…

Dün şu soruyu sormuştuk:

27 Nisan gecesi verilen muhtıra, siyaset boyun eğmek zorunda kalmaksızın bu askere, bu gazetecilere, bu zihniyete rağmen engellenebilir miydi?

Yanıtı ise şöyle vermiştik:

Ülke 2003 ve 2004'te olduğu gibi toplumsal, ekonomik, siyasi ve medyatik güçleriyle bir reform ve değişim ittifakı halinde olsaydı (ya da öyle kalsaydı), bu muhtıra verilemezdi. Askeri girişim püskürtülür, anlamsız ve gayrimeşru görülür, bugün Türkiye dayanaksız bir laik/anti-laik tartışması içine itilmezdi.

“Peki bu ittifakı sürdürmek mümkün müydü” sorusuna da yanıtımız evet olacaktır…

Eğer bu atmosferden uzaklaştıysak, bu, önemli ölçüde AK Parti'nin yaptığı hatalardan kaynaklanmıştır.

2005 yılından itibaren AK Parti'nin AB konusunda tereddütleri, milliyetçi tepkiden duyduğu oy endişesi, devlet ve askerle ittifak arayışı, onu değişimci tutumdan uzaklaştırmıştır. Ve AK Parti kendi çapını aşan desteği kendi kitlesi sanma yanılgısına sürüklemiş ve yalnızlaşmıştır. Şemdinli krizi ise bu hali pekiştirmiştir.

Muhtıra bu koşullarda verebilmiştir…

Bu noktada AK Parti sadece ilkeleri değil, kendi faydasını da bir yana itmiştir.

Nitekim 2007 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin büyük bir krize ve kırılmaya yol açacağı son derece açık olmasına rağmen AK Parti'nin bu kırılmaya demokrat bir ittifakla girememesi ülke için de kendisi içinde için ciddi bir sorun olmuştur…

Bugün AK Parti bu açıdan ele alındığında “siyasi alanın asker karşısında taşıyıcısı” olsa da, “siyasi demokratik değer taşıyıcılığı”ndan uzak durmaktadır…

Özetle, bu muhtırayı mümkün kılan kamuoyuyla, gazetecisiyle, siyasi partileriyle demokrasi ve demokrat azlığıdır.


 
yenişafak



Bu yazı 388 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Eylül 2012 Sorgulama vakti...
    • 28 Ağustos 2012 Kürt sorununda yeni safha...
    • 25 Ağustos 2012 Kürtlerin şiddeti...
    • 30 Haziran 2012 Anter'in katili yaşlanmış mı?
    • 12 Mayıs 2012 Solun şiddetle hesaplaşması
    • 3 Mayıs 2012 Yeni Türkiye'nin doğum belgesi...
    • 21 Şubat 2012 Dink davası ''sil baştan''...
    • 18 Ocak 2012 İkinci cinayet zamanı
    • 17 Ocak 2012 Hrant'a sözüm var...
    • 21 Aralık 2011 Soykırım ve yasa
    • 3 Aralık 2011 Dönme dolap...
    • 30 Eylül 2011 Yazıcıoğlu ve jandarma...
    • 8 Eylül 2011 Aydının şiddetle sınavı...
    • 1 Ağustos 2011 İstifaların anlamı ve yarını: Pek iyi...
    • 28 Temmuz 2011 Parlamentoda bir terörist...
    • 5 Temmuz 2011 Futbolda temizlik, ülkede temizliktir
    • 10 Haziran 2011 Yeni CHP ha! Hadi oradan...
    • 24 Mayıs 2011 MHP'de yaşananlar ve perde arkası
    • 19 Mayıs 2011 Askere ''leş'' toplatmayan generaller iş başında
    • 19 Nisan 2011 Militarist-ulusalcı batak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,277 µs