En Sıcak Konular

Rüşdü Paşa



Rüşdü Paşa
0 0 0000

Türklerde fantazma ve yönlendirme



“yaşadığım, söylediğim, yazdığım herşeyin iletildiğini düşünüyorum.”
george bataille

1980 yılından beri Türkiye’de olan nedir? Bu soruya yanıt bulmadan bugün ne olduğunu anlamak mümkün değildir.

Olan şudur: Görünüşte yapılan şey neoliberal iktisat siyaseti uygulandı. Dünyayı yakalamak, dışarda kalmamak psikolojisi ile yapılan Türkiye’nin dışa saçılmasıdır. Nihai tahlilde yapılan, sermaye transferidir. Gizliden yapılan ise, soygundur. 1980 yılından itibaren Türkiye tarihinin soygun oranları devamlı yükseldi. En yüksek soygun değerleri gerçekleştirildi.

Türkler, bu iki gelişmeyi yaşadılar. Yaşıyorlar. Bugün olan ise 1980 sonrasının birikimli etkisinin yaşanmasından ibarettir.

Yönlendirme
Neoliberal iktisat politikasının yarattığı sermaye transferi ve soygun, toplumu ve iktisadı tahrip ediyor.  Uygulanan iktidar tekniği ise ikidir. Bir: Türkiye’de alternatif olmadığına Türklerin inandırılmasıdır. İki: Tartışma konusunu değiştirmek. Nedir? Müslümanlık ile müslümanlık karşıtlığı tartışılıyor. Türklük kürtlük, önceki kavga konusu idi.

Tezgahla karşı karşıyayız.

Türkler, soyuluyor. Türkler soyulduklarını bilmiyorlar. Bilmezlikleri, yönlendirme ile sağlanıyor.

Yönlendirme, ideolojik karartma tekniğidir. Neoliberal iktisat politikasının uygulanmasından beri ve soygun faaliyetinin başlaması, ikisi eşanlıdır, ile yönlendirme tekniği uygulandı. Sosyal psikolojik bir savaş tekniki ile. Topluma söylenen şudur: Hepimiz suçluyuz. 1980 öncesinde yanlış işler yaptık. Devlet elden gidiyordu. Allah yardım etti, ordu devleti kurtardı. Özal geldi. Özal, herşeyi en iyi bilen adamdır. Atatürk’ten sonra gelen en büyük adam Özal idi. Özal büyük işler yaptı. Türkiye’yi dışa açtı. Türkiye, eskiden berbat bir memleket idi. Kimsenin cebinde dolar bulunmaz idi, suçtu. Özal geldi, yol yaptı. Özal, Türkiye’ye telefonu getirdi.

Türkler, lordların söylediklerini hayatın gerekliliği saydılar. Lordların söylediği yeni bir ideoloji idi. Neoliberal ideoloji Türklerin hayatında bir kesintidir. Şu ana kadar Türklerin hayatında ikinci bir kesinti ise olmadı.

Bugün Özal yaşıyor sayılmalıdır. Değişen birşey yok. Akp, Anap’ın tekrarıdır.

Tezler
1.Akp döneminde Türkiye’nin dış borcu yüzde yüzelli arttı.
2.Akp döneminde Türkiye’nin iç borcu yüzde yüz arttı.
3.Türkiye’de bankada 250 bin lirası ve daha parası olanları toplamı 35 bin kişidir.
4.Türkiye’ye borç para verilmesi Türkler için iyi değildir. Borç verenler için iyidir.
5.İstanbul’da araç sayısının artması İstanbul’da yaşayanların refah seviyesinin yükseldiği anlamına gelmez. İktisadi açıklama, basit olan değildir.
6.Türkler, ağır borçludur. Türklerin, bankalara olan borçları toplamı 85 milyar liradır.
7.Göçebeler yalan bilmez. Türklerin yalanı öğrenmeleri yenidir.
8.Türk devlet elitleri XIV. Luis’in şu sözünü kolay benimsediler: ‘Devlet demek ben demekim’

Fantazma
Türkiye hazinesi, tarihinde benzeri görülmedik oranda ve değerde borçlandırıldı. Borçlanmayı Özal başlattı. Kendi fikri değildir. Dünya bankası adındaki bankayı yöneten lordların fikridir. Özal içerde muhafazakar bilinirdi. Özal dışarda Amerikalıları dinlerdi. Özal, dünya bankası adındaki bankanın lordlarının buyurduklarını içeride yaptı. Yaptıkları, evrensel doğrular sayıldı. Kimse evrensel kelimesinin anlamını sormadı,  kimse iktisat alanında herkes için doğrunun tek olup olmadığını sormadı. Türkiye hazinesinin tehlikeli bir şekilde borçlandırılması skandal sayılmadı. Memur takımı ve organik iktisatçılar, organik, birilerinin adamı bir yere bağlı anlamındadır, bu derece borçlanmanın bir skandal olduğunu gizlemeye çalıştılar.

Yapılan, işlerin yürümediği bir ülkede insanları yönlendirmekti.  Skandal ve fantazma ile yapılan, kitlenin uyutulmasıdır. Din de kullanıldı. Önce milyon, ardından milyar dolarları olduğu bilinen politikacılar kitlenin en fakir insanlarıyla aynı değerleri paylaşmaktadır fantazması yaratıldı. Fantazma olarak kullanılan, din idi.

Borçluluk, devletin bağımsızlığını ortadan kaldırdı. Devletin devlet sayılabilmesi, bağımsızlık ile ölçülür.

Türkler, geleceklerini harcayarak hazzı hissetmeyi tercih ettiler. Borçlanmanın ekonomi politiki haz ilkesi ile açıklanabilir.

Borçlanma, tüketime neden oldu. Marx, Kapital isimli eserinde piyasa ekonomisini bir ‘mal bolluğu’ olarak tasvir eder. Marx, kapitalist üretim biçiminde, tarihte ilk defa olarak mallar arasındaki ilişkilerin insanlar arasındaki ilişkileri arka plana atarak onların yerini aldığını ve bunun da bir ‘mal fetişizmi’ yarattığını yazar.

Türkler, kendi aralarındaki ilişkileri yok ettiler. İlişki yerine tüketimi koydular. Borçlandıklarını tükettiler.

Bugün
Bugün, devletin bağımsızlığı yitirmesinden sonraki gündür. Tartışmanın merkezinde devletin olma nedeni, bu hakikatin hissedilmekte olmasıdır. İki kesimden söz edilebilir. Bir: Globalleştiriciler. İki: Prensip sahipleri. Globalleştiriciler, sermayeyi hareketlendirmekte ileri gittiler. Türkiye’de piyasa denilen şey, içerdeki sermayenin güvenli bir şekilde dışa aktarılması mekanizmasıdır.

Globalleştiriciler, diğer adlandırma ile piyasa tapıcıları, aldıkları ufak ya da büyük komisyon karşılığında işlevlerini yerine getiriyorlar.

Prensip sahiplerinin yaptığı, bir itirazdan ibarettir. Prensip sahipleri, tanım olarak, gelenek sahibi olanlardır.

Tartışılması gereken, sermaye transferidir. Türkiye’de prensip sahipleri, sermaye transferini tartışma konusu yapmadılar. Tartışma, yönlendiricilerin ürettiği tartışma kavramları üzerinden yapılıyor. Bugün, ilk aşılması gereken safha budur.



Bu yazı 2,056 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Temmuz 2012 korku zamanın kaybedilmesidir
    • 4 Nisan 2012 Nietzche bir gelecek tarihçisidir
    • 7 Mart 2012 Mesele Bir Şapka Meselesidir
    • 6 Şubat 2012 Yerliler 1986 Nereye
    • 26 Ocak 2012 Bakış açın yoksa, sen yoksun
    • 9 Ocak 2012 kıyamam sana
    • 22 Kasım 2011 İtalyan Düşü
    • 16 Kasım 2011 evine dön
    • 3 Kasım 2011 İktisatçı
    • 1 Kasım 2011 Arzu
    • 27 Ekim 2011 Ayakta kalmak
    • 11 Ekim 2011 Yöntem
    • 29 Eylül 2011 yalan
    • 16 Temmuz 2011 Kendin olmak bir saldırıdır
    • 22 Haziran 2011 kaçış
    • 26 Mayıs 2011 obama’ya açık mektub
    • 23 Mayıs 2011 kafka’nın dûnyasındayım (*)
    • 18 Mayıs 2011 geçmiş sonradan gelir
    • 14 Mayıs 2011 hakikatin rengi yeşildir
    • 11 Mayıs 2011 halk günü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,804 µs