En Sıcak Konular

Engin Ardıç


Engin Ardıç
0 0 0000

e-muhtıra 



Pazar sabahı yataktan kalktım, pencereden baktım, arabalar geçiyorlar... İyi. Trafik varsa darbe yok demektir!

Cumartesi gecesi bu ülkede kaç milyon kişi aynı gerginlikle yattı uyudu, biliyor musunuz?

Fakat buna gerek yoktu, çünkü darbeler perşembeyi cumaya bağlayan gece yapılırlar.

Çünkü sokağa çıkma yasağı cuma akşamüstü sularında kaldırılacaktır, ve de bankaların açılma şansı kalmayacaktır (eskiden “piyasalar” yoktu), halk taa pazartesi sabahına kadar parasını çekmek üzere soluğu bankada alamayacaktır, o arada nasıl olsa “en kısa zamanda demokrasiye dönülecektir” güvencesi verileceğinden ekonomik sarsıntı yaşanmayacaktır...

Eskiden böyleydi. Darbe günlerinin bir geleneği herkesin birbirine telefon etmesi, diğeri de öğleye doğru köşe başında belirecek ekmek ve gazete kamyonetini kollamaktı. Bütün gazeteler alınırdı tabii. Para da sokağa atılırdı, çünkü hiçbirinde ötekilerden çok farklı birşeyler okunamazdı. Karşı çıkmaya da büzük isterdi elbette.

Evde kapalı kalmaya dayanamayan çoluk çocuğun öğleden sonra kendini sokağa atıp, köşe başına dikilmiş neferin gözünün içine baka baka top oynamaya koyulması da darbe gününe ayrı bir neşe katardı...

Darbe günü değil ama, ondan yirmi yedi gün önce, 1 Mayıs 1960 sokağa çıkma yasağında, bizim evin önündeki eli Thomson’lu askerin miğferine, kemirdiğim turfanda çakaleriğinin çekirdeğini fırlattığımı hatırlarım... Yaş sekiz.

Darbenin diğer bir raconu, radyoevinin kapısına tank dayamaktı. O zamanlar hepi topu iki tane dandik radyoevi vardı İstanbul’da ve Ankara’da, ele geçiren işi bitirirdi. Fakat çok önemli bir yan mesele, Mamak vericisini de ele geçirmekti. Bunu akıl edemeyen çuvallamaya mahkûmdu.

Aziz Nesin’in 27 Mayıs sonrası yazdığı bir öyküsünde, darbeciler oturmuşlar “nereyi hangimiz ele geçireceğiz” tartışması yapıyorlar, bir de emekli albay var, o da el konulacak resmi kuruluşlar arasından ille de “kız lisesinin yatakhanesinin” kendisine bırakılmasını istiyor!...

Sonra devir değişti, darbeler “post-modern” yapılır oldular. Son muhtıraya da “elektronik muhtıra”, “Internet muhtırası” falan deniyor (Serdar Turgut “online muhtıra” diye dalgasını geçti)...

Böylece, Hasan Mutlucan’dan “yine de şahlanıyor aman kolbaşının kıratı” türküsünü çalmaya gerek kalmadı. Çünkü türkünün içinde “kırat” geçince “darbenin Demirel’den yana olduğu” gibi yanlış bir anlam çıkabilirdi...

“Hazır ol vaktine Nemçe kralı” diye başlayan mehter marşını çalsan, o zaman da Avusturya Hükümeti’yle papaz olma tehlikesi var!

Artık Ayten Alpman’ın “bir başkadır benim memleketim” şarkısına da gerek yoktur, çünkü o darbelerde değil denizaşırı operasyonlarda kullanılır ve de uygunsuzdur, çünkü Türkçe söz yazılmış bir İsrail şarkısıdır. Dolayısıyla 23 Nisan ve 19 Mayıs gösterilerine “münhasır” kalmalıdır.

Hey gidi hey... 26 Mayıs 1960 gecesi, Feriye Sarayı’nın yaldızlı tavanına baka baka (Galatasaray Üniversitesi’nin eski binasının en üst katına çıkınız, o zamanlar bizim ilkokulumuzdu), Caner Eroğan’la başlı ayaklı yatıyorduk... O zamanlar ikimiz de böyle şişko değiliz tabii, bacak kadar ve de saz gibi çocuklarız... Ortaköy-Beşiktaş yolundan geceyarısına kadar tramvay şıngırtıları (sizin Beyoğlu’nda hoşluk olsun diye bindiğiniz tramvayla biz okula gider gelirdik), sonra sabaha doğru tank gürültüsü... Ertesi gün karne alacaktık.

12 Mart 1971 günü muhtıra radyodan okuduğunda yemek yiyordum (anam kıymalı taze fasulya pişirmişti), o gün üniversiteyi kırmıştım, Cengiz Yılmaz ve Burak Gönenç’le buluşup sinemaya gidecektik...

12 Eylül 1980, kısa süre sonra evleneceğim ilk eşimin evinde yakaladı beni, mahsur kaldım... (Eski kaynanam hayattaysa ve bunu okursa tansiyonu çıkacak.)

28 Şubat 1997 darbesini, televizyonun haber müdürüyle o sıralar aram iyi olmadığı için bana söylemediler, sonradan uyandım.

27 Nisan 2007 muhtırası Internet’e verildiğinde de evde oturmuş DVD seyrediyordum, daha doğrusu koltukta uyukluyordum... Saat geceyarısına yaklaşıyordu... Yaşım ilerlemişti, cuma geceleri serserilik edecek halim kalmamıştı... İleride sorarlarsa böyle diyeceğim.

Merak ederim, 1908 ihtilalinde dedem nerede, ne yapıyordu? Ya büyükbabam? O zamanın delikanlıları...

Mahmut Şevket Paşa vurulduğunda dedem Çarşıkapı’dan geçiyormuş, 11 Haziran 1913... Olay birkaç metre ötesinde cereyan etmiş... Kaçan katilleri de görmüş... Sonra asılmalarını da izlemiş.. Anlatırdı, sıkılırdım tabii... Bugünkü aklım olsaydı ona neler sorardım neler... Aklım erdiğinde çoktan toprak olmuştu.

1620 darbesinde, hiç mi hiç bilemeyeceğim atalarım neredelerdi acaba? Neyle uğraşırlardı, isimleri neydi? Genç Osman’ı mı tutuyorlardı, yeniçeriyi mi?

İki gündür bütün arkadaşlar bütün gazetelerde ve bütün televizyon kanallarında memleketi kurtarıyorlar, ben de zevzekliğini edeyim dedim

akşam



Bu yazı 181 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Tayyip gitsin de Hitler mi gelsin?
    • 15 Ağustos 2012 Atraksiyon
    • 29 Temmuz 2012 Akşam diyordun Abbas
    • 23 Temmuz 2012 Özeleştirini yap Kemal arkadaş!
    • 16 Temmuz 2012 Fransa'nın Kılıçdaroğlu'su
    • 15 Temmuz 2012 Onları geri kazanalım
    • 4 Haziran 2012 Ay birbirinizden farkınız mı vardı?
    • 26 Mayıs 2012 İç savaş istediklerini söylemiştim
    • 29 Nisan 2012 Coşku duyulacaaak... Duy!
    • 13 Nisan 2012 Osmanlıca dersi de konulsun
    • 8 Nisan 2012 Osmanlı'da garaj mes'elesi
    • 23 Mart 2012 Hatırlayalım hatırlatalım
    • 7 Mart 2012 ''Haybeden Şef Gezisi''
    • 29 Şubat 2012 Senin de adın Kemal
    • 12 Şubat 2012 Lafının ardında dur
    • 19 Ocak 2012 Aman oğlum, vururlar ha
    • 6 Ocak 2012 Zurnanın zırt dediği yere henüz gelmedik
    • 5 Ocak 2012 İlker Paşa bize de ifade versin
    • 2 Ocak 2012 CHP'yi destekliyorum
    • 19 Aralık 2011 Olmayanı olduramazsınız

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,146 µs