En Sıcak Konular

Ahmet Kekeç


Ahmet Kekeç
0 0 0000

Feodaller geliyor, kaçın!



Ne yaparsınız, onun da böyle bir görevi var. Görevi, daha doğrusu misyonu, "din devleti tehlikesine" karşı kitleleri aydınlatmak. Bir defasında mesleğini sormuşlardı da, "Ben aydınım, insanları aydınlatıyorum" demişti.

Ben şahsen çok aydınlanıyorum.

Mesela, dine uzak durarak kendisini modern kılan, ama "otorite"yle ilişkisinde tamamen teslimiyetçi bir görüntü çizen eşhasın niçin Batılı anlamda aydın sayılamayacağına ilişkin...

Modern algılamaya göre, devletten uzak durduğunuz, otoriteyle aranıza mesafe koyduğunuz oranda aydınsınız. Aydın olmak, aynı zamanda bir "bireyselleşme kategorisi"dir.

İyi de, bu durduk yerde kendisini modern, ilerici, bağımsız kılan (daha doğrusu böyle addeden), ama devlet referansı dışında düşünmeyi bile beceremeyen kıymetli büyüğümüz nereden de aydın oluyor?

Sadece bir öğretim görevlisidir.

Benzerlerine sıkça rastladığımız, üstelik kendisi gibi düşünmeyen herkesi "aydınlatılası" ve "yola getirilesi" zavallı yaratıklar olarak gören, toplumsal taleplere karşı demagojik tavır almayı "görecelilik" sanan sıradan bir öğretim görevlisi...

Relativist bakış, daha doğrusu görecelilik, bilakis, bir otoritenin meşruiyetini gereksinmeden, her düşünceye kendi içinde değer atfeder... Bizimkinde görecelilik diye bir şey yok. Gri tonlar hiç yok. Onun gözünde değer kazanmanız için, bir otoritenin ya da sert bir dokrtriner düşüncenin onayından geçmeniz lazım.

Bir de şu:

Ben bu "kerameti demagojik tavır alışından menkul" öğretim görevlisini sosyolog sanıyordum. Hatta, "feodal" diyerek kızdırmaya çalışıyordum. Bir okurum uyardı. Sosyolog değil, "Sosyal Hizmetler Uzmanı"ymış. "Sosyoloji Derneği" sırf bu nedenle üyelik başvurusunu değerlendirmeye almamış.

Ne yapalım şimdi? Üzülelim mi? Bir de, insan niçin şu derneğe, bu vakfa, bu bilmem ne konseyine üye olmak ister? Sosyalleşme ihtiyacı mı? Daha çok çevre, daha çok itibar, daha çok para mı? Nedir yani?

Kimden mi sözediyorum?

Boşverin.

Kültürlü, gözlüklü, malumatfuruş bir adam bu. Sakalı da var.

Kaç gündür, bu değerli Sosyal Hizmetler Uzmanı'nı haklı çıkaracak boyutta bir irtica ve din devleti tehlikesi var mı diye düşünüyorum. Ne demek istiyor bu kültürlü bey? Hangi tehlikeye karşı bizi tetik ve müteyakkız olmaya çağırıyor? "İki rejimi yanyana getirmeye çalışanlar" kimler? (Bir konuşmasında buna benzer şeyler söylemişti; bazıları, "iki rejimi", yani din devletiyle demokrasiyi yan yana getirmeye çalışıyormuş.)

Kimlerdir bunlar?

Hükümet üyeleri mi?

Parlamentodakiler mi?

Halk mı?

Hem, kötülük bunun neresinde? Ilımlı ya da ılımsız, (varsa) din devleti arzularının sisteme entegre olmasından, kendini demokrasiyle telif etmesinden daha doğal, daha masum ne olabilir? İstenen de bu değil miydi zaten? Baştan beri istenen, bu "entegrasyonu", bu "geçişi" sağlamak değil miydi?

Kaldı ki, bu topraklarda hiçbir zaman, "Modern Türkiye'de İslam demokratik değerlerle uyum içinde mi, değil mi?" diye bir tartışma olmadı. Bir din devleti arzusunun olduğunu da sanmıyorum. Osmanlı monarşisinin en katı, en hükümran dönemlerinde bile böyle bir tartışma (bir din devleti arzusu) yoktu.

En güzelini Prof. Mustafa Erdoğan söylemişti: "Her seferinde yeni tehlikeler uydurarak demokrasiye hep direnmiş olan odaklar, demokrasiyle problemi olmak şöyle dursun onu yaşatan asıl güç olan halkın büyükçe bölümünü, 'din devleti' kurmak yoluyla demokrasiyi yıkma amacı gütmekle itham etme alışkanlığına sahipler. 'Milletin birliği'ni temsil etmesi gereken kimi yöneticiler ise, ne yazık ki bu marjinalleri cesaretlendiriyor..."

Evet, aynen böyle oluyor.

Ben de yukarıdaki sorularıma cevap arıyorum.

Değerli bilim adamından cevap gelmezse, Boshi'nin dediği gibi, dalgın bir anında arkasına geçip "Feodaller geliyor, kaç!" diye korkutacağım...



Bu yazı 108 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz ve empati
    • 5 Temmuz 2012 Hükümeti ve cemaati çökertecek tek isim
    • 26 Haziran 2012 Ben olsam bu gazetecileri sürerdim cepheye
    • 20 Haziran 2012 Bu yazıyı Kürt kardeşlerim okusun
    • 4 Haziran 2012 Nerede bu inek?
    • 28 Mayıs 2012 Kana kan istermiş!
    • 14 Mayıs 2012 ‘Kes zırvalamayı’
    • 1 Mayıs 2012 Menderes de cami yıktırmış... Ne utanmaz adamlarsınız siz!
    • 20 Nisan 2012 Erol Özkasnak
    • 12 Nisan 2012 Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?
    • 10 Mart 2012 ‘Zavallı Başbakan’
    • 29 Şubat 2012 Paşa niçin kendini öptürmedi?
    • 27 Şubat 2012 Bizi yormayın kardeşim
    • 17 Şubat 2012 Siz kimi kandırıyorsunuz?
    • 3 Şubat 2012 Rezil olmaya doymadınız mı?
    • 1 Şubat 2012 İyi ki sivil vesayet varmış, şerrinizden korunuyoruz
    • 19 Ocak 2012 Denktaş’ı diriltmek mi?
    • 14 Ocak 2012 Hangi gazeteciler valiz hazırlıyor?
    • 12 Ocak 2012 Kozinoğlu hakkında korkunç karartma
    • 2 Ocak 2012 İlan ediyorum: Hiç yüzleri kızarmayacak!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,959 µs