En Sıcak Konular

Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen



Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen
0 0 0000

Çevre savaşı!



ÇEVRE FELAKETİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ (1)

Radyasyon raporu, Türkiye’nin radyasyon tehlikesine açık bir ülke olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. Radyasyonlu çay ve çevre felaketine yol açan binlerce zehirli varilden sonra, şimdi de radyasyonlu hurdalar başımıza bela oldu. Denetlenmeden ülkemize giren radyasyonlu hurdaların tümü eritilerek iç piyasada kullanılan malzemelere dönüştürüldü. Soframızdaki çatal-bıçak, yemeğimizi pişirdiğimiz tencere, cebimizdeki anahtar bile radyasyonlu olabilir (2).

• TBMM Araştırma Komisyonu, Dilovası’ndaki kanser patlaması üzerine bölgenin boşaltılmasını öneriyor(3). Peki ya o fabrikalarda çalışanlar ne olacak? Çevre felaketine yol açtığı ve önlemleri milyarlarca avro tuttuğu için cennet vatanımızın en kalabalık bölgelerine kaydırılan Avrupa’nın kirli işleri ölüm saçıyor. Halka rağmen gizli eller her şeyi ayarlıyor. Boğaz tokluğuna ölüme gittiğinin farkında bile olmayan zavallı işçilerimizi ve toplumu koruması gerekenler ise göz yumuyor.

• Kanserojen maddeler ve kirletilen hava her çeşit kanser, kalp-damar ve akciğer hastalığına davetiye çıkarıyor. Ölümlerden ölüm beğenin!

• Havadaki kadmiyum oranı ise, Avrupa Birliği’nin tehlike sınırı kabul ettiği rakamların tam 239 katı yüksek!(3) TÜBİTAK, Kocaeli Üniversitesi ve Gebze İleri teknoloji Enstitüsü ölçümlerine rağmen zavallı işçilerimiz tehlikeden habersiz çalışıyor.

• Derelere akıtılan zehirler, içme suyumuza karışan kanalizasyon suları, yemyeşil çevreye atılan, toprağa gömülen binlerce varil içindeki kimyasal atıklar, filtresiz bacalardan üstümüze çöken zehirli dumanlar, devasa gemilerle ülkemize sokulan milyonlarca ton radyasyonlu hurdalar...

• Avrupa’dan cennet vatanımıza kaydırılan küresel ortaklı çimento fabrikaları ve diğer çevre canavarları oksijenin önemli bölümünü tüketir çevreyi kirletirken, bizim insanımızın sağlık ve hayatını tehlikeye atıyor. Bizim oksijenimiz tükenecek, bizim çevremiz kirlenecek ve bu sağlıksız çevrede bizim insanımız hasta olacak, kimin umurunda? Uygarlık bu mu? Nerede insan hakları? Nerede sendikalar, sivil toplum örgütleri?

• Avrupa birliğinin çevre politikası temeli olan ‘kirleten öder’ prensibi neden uygulanmıyor? Avrupalı temiz havayı ciğerlerine çekerken, halkımız hastane kuyruklarında ömür tüketiyor, leblebi gibi ithal kalp ve akciğer ilaçları yutuyor. Çimento satışıyla övünürken, asıl sattığımız sağlık ve hayatımız!  İdrak eden var mı?

• Marmara gibi 30 milyon insanın yaşadığı insandan yoğun bir bölgeye Avrupa’nın en kirli sanayisini kaydırmak ve sonra da ‘Türkiye gelişiyor’ diye halkı kandırmak nasıl bir anlayış, bilen var mı? Çevre canavarlarına kim mani olacak? Sağlam insan kalmadı. Ciğerimize çektiğimiz hava, yediğimiz içtiğimiz her şey sağlığa zararlı partikül ve kimyasal zehir içeriyor. Bilimsel raporları okuyan yok mu?

• Ülkemizde öksürük ve nefes darlığı olan astım hastası sayısı 4 milyon. Nefes darlığından ızdırap çeken akciğer hastası (KOAH) sayısı ise 3 milyonu buluyor.  En büyük etken olan sigara içimi ve hava kirliliği ise devam ediyor. Hava kirliliğine bağlı kanser riskinin %70’ inden tek başına dizel egzozu sorumlu. Dizel egzozu kalp ve damar sistemi için de zararlı. Kanserden başka astım krizlerine de yol açıyor. Minibüs, kamyon ve çocuklarımızı okula taşıyan dizel araçlardan sağladığımız tasarruf, sağlık ve ilaç masraflarını karşılamıyor.

• Gelişmiş ülkeler biyodizele geçerken,  bizler biyodizel bile olmayacak yanmış yağları sulu yemeklere veya denize döküyoruz. Yanmış yağların tekrar tekrar kullanılması yüzünden ileri derecede kanserojen ve sağlığa zararlı maddelere maruz kalan mide ve damarlarımız ise her çeşit hastalığa açık. Mazot bile olmayacak yağları afiyetle yiyoruz(4). Ünlü hamburger zincirleri sağlık ve hayatımıza dolanıyor. Atık borularını bile tabaka tabaka tıkayan bu yağlar damarlarımızı mahvediyor. Bu atık yağlar denize ulaştığında ise bir litresi bir milyon litre suyu zehirliyor. Denizlerimiz kirleniyor. Deniz anaları yüzünden denize giremeyeceğiz.

• Kızartma için kullanılan yağları kanserojen hale getirmeden biyodizele dönüştürmek ve çevreye zarar vermeyen temiz yakıt olarak kullanmak gerekmez mi?  Kaynaklarımızı tüketen ve çevreyi kirleten petrol bağımlılığını azaltmak için temiz yakıt olan biyodizeli kullanmak gerekmez mi? İşçi - köylü kesimine can suyu olacak kanola, ayçiçeği ve su istemeyen Aspir ekimini teşvik etmek gerekmez mi? Ülkemizin ekonomik kurtuluşu olan bu yolu kim engelliyor?

• Çevre kirlenmesi,  korunmasız zavallı halkımız da her çeşit kanser, hastalık ve ölümlere yol açarken, bu felakete göz yumanlara, yetkisini zehirden, radyasyondan, kanserden yana kullananlara çeşitli ulufeler olarak geri dönüyor.

• Sözde uygar (!) dünyanın çöplüğü oluyoruz. Bir toplumu yok etmenin yeni yöntemi bu olsa gerek: Çevre savaşı! Bize dayatılan kirlenmiş çevre ve yaşam tarzı hastalık saçıyor. Çevre felaketi sağlık savaşına dönüşüyor. Önce, hastalık üreten ortamlarda yaşamaya zorlanan ve sonra da kendini tedavi ettirmek için çırpınan zavallı bir toplumun kısa hayat hikayesi budur...

• Modern kelimesi ardına gizlenen vahşi ve yok edici bir yaşam tarzı ile karşı karşıyayız. Sadece sağlık ve hayatımızı değil, tüm yaşam alanlarımızı, dünyamızı felakete sürüklüyor. Biz ise bunun sağlık ve çevre savaşı olduğunu idrak edecek bilimsel öngörüyü bile yitirdik. Savaşlar geçici bir yıkıma yol açarken bu yıkım ilerleyici ve yok edici. Bu küresel felakete acilen dur demeliyiz.

KÜRESEL ISINMA

• Uyanın! Küresel felaket geliyor. Dünyamızda, küresel ısınmaya yol açan gaz oluşumu, son 20 yıl içinde inanılmaz derecede artarak 650.000 yılda oluşan miktarı geçti. Son 100 yıl içindeki ısı artışı ise son 200. 000 yılın ısı artışına ulaştı. Küresel ısınmaya yol açan bu hızlı artış ne anlama geliyor? Küresel ısınmanın acımasız sonuçları ise kuraklık, susuzluk, açlık, kıtlık, doğal afetler, salgın hastalıklar… Bunların hepsi birer sonuç değil mi? Bu açık ve basit gerçeği yorumlayacak akıl ve önseziyi mi yitirdik?

• Bilim; sebep-sonuç ilişkisi bulmaya çalışır, niçin? Sonuçları yani kötü kaderimizi değiştirmek için sebepleri değiştirmek gerekir. Bunun için de önce sebepleri bilmeliyiz. Küresel ısınma dahil bu felaketlerin asıl nedeni ne? Esas sebep bunlara yol açan hastalıklı yaşam tarzı değil mi? Sonucu kıyamet olan bu tehlikeli süreçte neyle uğraşıyoruz? Süreç ve sonuçlarla ! Hastalık üreten bataklığı kurutmak yerine, bu bataklığın eseri olan hasta bir dünya ve toplumla uğraşıyoruz. Gerçek sebep ve failler ise saklanıyor. Dünyayı kirleten kim? Hangi anlayış? Suçluyu hemen buluverdiler; İnsan ve geğiren inekler(!) Aman ne büyük bir keşif.

• Bütün çabalar şu gerçeği gizlemeye yönelik; tüketim toplumu olma kişilerin özgür seçimi değil, dayatılan  küresel yaşam tarzının amacı ve sonucu! Asıl gizleme ise küresel yaşam tarzı ve mimarları olan küresel şirketleri unutturma üzerine kurulu. Türkiye gibi ülkeler suçlanırken niçin Avrupa’dan cennet vatanımıza kaydırılan küresel ortaklı çimento fabrikaları ve diğer çevre canavarlarının arkasındaki küresel şirketler gizleniyor? Bizler niçin günah keçisi oluyoruz?

• Sorunu yaratanlar çözümü de dayatıyor. Çözümün öncülüğünü de yine onlar yapıyor. Kirlettikleri dünyada pislik kendilerine bulaşınca hemen harekete geçtiler. Tercüme aydınlarımız ise onlardan gelen her mesajı en ince ayrıntısına kadar beynimize kazımakla meşgul. Şimdi de diş fırçalarken akıttığımız suya, aydınlanmak için kullandığımız ampule göz diktiler. Dünyayı asıl kirleten ve kaynaklarını tüketen kim? Binlerce yılda yetişen  Brezilya’nın balta girmemiş ormanlarını, dev ağaçlarını acımadan buldozerlerle talan eden ve küreselleşme masalıyla dünyanın öbür ucuna satan anlayış, bu ağaçların küresel ısınmanın sigortası olduğunu bilmiyor mu?

• Seks ve sefa turizmi uğruna dünyanın bir ucundan öbür ucuna her dakika kalkan devasa uçaklarla petrol tüketen ve gördüğü her şeyi iğfal eden anlayış her çeşit kirlenmenin asıl nedeni. Küresel ısınmanın önemli nedeni olan milyarlarca ton petrolü tüketen bu uçak ve gemilerin sayısı hızla artarken, su tasarrufu için klozetin su deposuna pet şişe yerleştirme gibi zırvalarla uğraşıyoruz. Gücümüz buna yetiyor.

• Öte yandan kişi başına bizden on misli fazla et tüketmekle övünen Batı ülkeleri, bizlere kırmızı et yemeyin diye öğütlüyor. Asgari kölelik ücretine mahkum ettiği ülkelerin et yiyecek hali mi kaldı? O masum hayvanları besihanelere hapseden, genetik ve hormonal yapısıyla oynayan ve sonra da bunların, küresel ısınmaya yol açan önemli oranda metan gazı ürettiğini keşfeden nasıl bir anlayış?

• Petrolü ele geçirmek için dünyayı cehenneme çeviren yok ediciler hangi yaşam tarzının temsilcisi? Aşırı enerji tüketerek küresel ısınmayı artıran modası geçmiş geri teknolojileri kar hırsıyla fakir ülkelere dayatan kim?  Hastalık üreten yaşam tarzının mimarları dünyayı kirletirken de, temizletirken de faturayı bize ödetiyor, parasını da cebe indiriyorlar. Hem kirlet hem kazan. Ne kadar adil değil mi?

Hangi İstiklal var ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin.
ATATÜRK 6 Mart 1922, TBMM 

Kaynaklar
1- Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap 8. Baskı,2007
2 - Soframızda radyasyonlu çatal var. Hürriyet 14 nisan 2006 S:24
3 - Dilovası boşaltılıyor. Hürriyet, 2 temmuz 2006, s:16
4 - Mazot olmayacak yağı yiyoruz. Cumhuriyet ekonomi. 16 mart 2007



Bu yazı 1,354 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 21 Nisan 2017 Sömürü Sistemini Yıkmak Kolay Mı?
    • 10 Mart 2017 Bu bir Halk Devrimidir
    • 9 Şubat 2017 Bindik bir Alamete...
    • 2 Ocak 2017 Sağlıkta Milli ve Yerli Çözümler
    • 18 Kasım 2016 Neden bu kadar hastayız?
    • 19 Ekim 2016 Tarihimizle Yüzleşelim
    • 24 Ağustos 2016 FETÖ: Küresel Komplo
    • 21 Temmuz 2016 Milli Devlete Doğru
    • 1 Nisan 2016 Tatlı tatlı yemenin, acı acı geğirmesi olur
    • 9 Mart 2016 Hekimlik Öldü Yaşasın Doktorluk!
    • 14 Ocak 2016 Akademik Yozlaşma
    • 25 Aralık 2015 Bilimin Geldiği Son Nokta
    • 20 Kasım 2015 Sağlıklı Çözümü Hastalık Lobisi Engelliyor
    • 12 Ekim 2015 Aydınlar ve bilim dünyamız
    • 31 Temmuz 2015 Kahrolsun Engizisyon Anlayışı!
    • 15 Temmuz 2015 Bayram Gelmiş Neyime...
    • 2 Temmuz 2015 Bu yazıyı kalbinizle okuyun!
    • 10 Haziran 2015 Sigara ile Mücadele Böyle Olur mu?
    • 3 Haziran 2015 Sağlıkta Devrim
    • 21 Mayıs 2015 Sağlık ve Özgürlüğün Gaspı

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,464 µs