En Sıcak Konular

Deniz Ülke Arıboğan


Deniz Ülke Arıboğan
0 0 0000

Gücü anlamak 



Uluslararası ilişkiler alanında eğitim alanların ilk öğrendiği konu, sistemin devletler arası bir mücadelenin yansıması olduğu ve bu mücadelede belirleyici olan faktörün, devletlerin sahip oldukları güçten ibaret bulunduğudur. Güçlüyseniz ayakta kalır, tehlikeleri bertaraf edebilir, gücünüzü artırma imkanına kavuşabilirsiniz. Bu nedenledir ki, uluslararası ilişkiler alanının en eski ve kapsayıcı paradigması olarak kabul edilen realist görüş, yerküredeki tüm mücadeleleri tehlikelerden korunma güdüsü ve güç elde etme arzusuna dayandırır. Onlara göre sistemdeki devlet olmayan aktörlerin bile temel davranış motifleri buna yöneliktir. “Herkesin herkesin kurdu” olduğu böylesi bir sistemde varlığını sürdürebilmenin tek yolu budur. Güç, davaları kutsar, eylemleri meşrulaştırır, kendi adalet anlayışını yerleştirir. Maalesef!

Bir devleti güçlü kılan nedir öyleyse? Asker mi, para mı, doğal kaynaklar mı en büyük güç kaynağıdır? Şampiyonu belirlerken temel kriterimiz nedir? Bu soruların cevabı yüzlerce yıldır tartışılıyor ve en güçlü gibi görünüp, asla yenilmez denilenler yenildikçe tarihte yeni bir sayfa açılıyor. Bütün büyük güçler dönemin şartlarına uygun olarak gelişip palazlanıyor, sonra yeni bir dönemin koşulları gereği ömürlerini tamamlıyorlar. Zaman eskisinden daha hızlı aktığı için olsa gerek, her yeni hegemon açısından yaşam süresi giderek kısalıyor.

Anlaşıldığı kadarıyla artık Roma, Osmanlı, Büyük Britanya gibi yüzlerce yılın fırtınasına meydan okuyabilecek güç merkezleri yaratabilmek imkansız. Çevresel şartların büyük bir hızla dönüşmesi, gücün tarifini de aynı hızda değiştirmekte. Bir dönem hegemonun tarifinde en büyük donanmaya sahip olabilmek en önemli unsurken, bir başka zaman hava gücü önem kazanıyor; en çok askerden kurulu ordulardan, küçük ama yetenekli askeri yapılara geçiş yaşanıyor; konvansiyonel silahlardan nükleer silahlara geçiliyor; en iyi savaş pilotları yerine insansız uçakların kapasitesi önem kazanmaya başlıyor; kısaca askeri alanda güç sahibi olmak her gün başka bir sınıfa atlamayı gerekli kılıyor.

Aynı durum ekonomik alanda da söz konusu. Birkaç yüzyıl önce altın ve gümüş biriktirmek belirleyiciyken, şimdilerde sanal paranın kontrolü anlamlı bulunuyor; kendi ülkesinde en fazla üretim yapandan, emeğin en ucuz olduğu yerde en fazla üretim yaptıran başarılı oluyor; içe yatırımdan dış yatırıma yönelen, ticaret alanından finansa kayan, ulusaldan küresele geçiş yapabilenler gücü ellerine alıyorlar.

Bugüne kadar yaptığımız gücün unsurları tarifi başka bir boyuta sıçramış durumda. Oysa eskiden uluslararası ilişkiler biliminin kurucusu olarak kabul edilen Hans. J. Morgenthau’nun sınıflandırması birçok şeyi açıklayabiliyordu. Ona göre bir devletin gücünü oluşturan unsurlar soyut ve somut olarak ikiye ayrılmaktaydı. Somut unsurlar rakamlarla ifadelendirebildiğimiz, elle tutulur gözle görülür şeylerdi. Askeri güç, coğrafi konum, doğal kaynaklar, ekonomik yapı, nüfus gibi. Soyut olanlar ise ulusal moral, hükümetin niteliği ve diplomasinin kalitesi olarak tanımlanıyordu. Hatta tüm bunların üzerinden formüller geliştirenler, toplayanlar, çarpanlar olmuştu. Tek tük itirazların dışında pek fazla kimsenin aklına da tüm bu unsurların tanımlanmasının zorluğu, mutlak değerlerin kullanılmasının imkansızlığı gibi konular gelmemişti.

Oysa her bir başlığın içeriğini farklı şekilde doldurmak gerekirdi. Hiçbir teori kesin sonuçlar vermiyordu. Dünyanın en büyük askeri gücü olarak bilinen ABD Vietnam’dan sonra Irak’ta da başarısız olmuştu. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’daki başarısızlığı rakamlarla açıklanabilir değildi. En stratejik doğal kaynakların tepesinde oturan Ortadoğu ülkelerinin aczi, büyük nüfuslu ülkelerin yaşadığı sefaletin boyutları, milli geliri çok yüksek görünen bir çok ülkenin, kendi gelecekleri hakkında karar bile alamayacak kadar zaaf içerisinde olmaları teoriyi çökertiyordu.

Yeni dönemin koşulları rakamsal olmayan soyut verileri öne çıkarıyor, kaynakların iyi yönetimini, diplomasi becerisini, ülke halkının bir arada yaşama istekliliğini, hükümetine desteğini ve uzlaşma içerisinde olmasını herşey kılıyordu. Güç, gücün nerede olduğunu görebilene aitti. Onu anlayabilen, basit çekişmelerle vaktini ve enerjisini harcamayan, dayanışma içerisinde olabilenler onu hak ediyordu. Eski paradigma değişmeliydi.
 
 

akşam



Bu yazı 257 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 21 Eylül 2012 Düşünce ve ifade özgürlüğünden nefret söylemine
    • 17 Eylül 2012 Ciddi bir temizlik harekatı yapılıyor
    • 31 Ağustos 2012 Terörle mücadele meselesi!
    • 29 Ağustos 2012 Neymiş bu sıfır sorun?
    • 27 Ağustos 2012 Suriyeli mülteciler ve tampon bölge
    • 17 Ağustos 2012 Hüseyin Aygün'ün kaçırılması konusu
    • 13 Ağustos 2012 Türkiye'de iç siyasetin dönüşümü
    • 3 Ağustos 2012 Dünya nereye gidiyor?
    • 4 Temmuz 2012 Kürt sorunu mu?
    • 8 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu-Erdoğan görüşmesi
    • 6 Haziran 2012 Suriye'de son tango!
    • 2 Mayıs 2012 Yeni Ortadoğu'nun İsrail'i
    • 20 Nisan 2012 Dış politikada ilkeler
    • 28 Mart 2012 Nükleer Güvenlik Zirvesi ve Suriye
    • 23 Mart 2012 Ekonomik kriz milliyetçiliği besleyecek mi?
    • 21 Mart 2012 Afganistan ne için?
    • 7 Mart 2012 Putin'in üçüncü dönemi
    • 22 Şubat 2012 Xi Jinping Türkiye'de!
    • 10 Şubat 2012 Devlet devletin kurdu mu?
    • 8 Şubat 2012 Suriye sadece iç meselemiz mi?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,872 µs