En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Mahkeme kadıya mülk değil



Bu satırlar bir yazının girişinden aynen alındı. Yazarın merak ettiği konuyu, yazısını okusaydınız, sizler de aynı merakla değerlendirir miydiniz, ben de bunu merak ediyorum. Konu şu: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) Türkiye'yi temsil eden yargıcın görev süresi bitmiş, Türkiye de mahkemeye yeni yargıç adaylarının isimlerini bildirmiş. Vâveylâ, gönderilenler arasında süresi dolan yargıcın ismi bulunmadığı için kopuyor…

'Dinciler uğruna feda edilen' diye takdim edilmek istenen yargıç 67 yaşında; altı yıllığına seçilen ve 70 yaşına gelenin emekli edildiği görevde üç yıl daha kalmak istediği anlaşılıyor süresi biten yargıcın... Hükümet ise anlaşılır bir tercihte bulunmuş ve daha genç üç ismi aday olarak Strasburg'a bildirmiş… Vay sen misin bunu yapan; medyadaki bütün tanıdıkları, vaktiyle kendisiyle röportaj yapanlar, “Bizim yargıcı dinciler yedi” diye ayaklanmış durumda…

“Mahkeme kadıya mülk değil” deyişini unutmuş olmalılar... Görevler, makamlar geçicidir ve hiç kimse oturduğu koltukta ebediyen kalmaz. Bir gün gelir, yerinizi, bir başkasına terk etmeniz gerekebilir. AİHM'nde şu sıralarda yaşanan bu.

Görevi sonlanan yargıcın yerinde kalmak istemesini doğal karşılıyorum da, onu yerinde tutmak için kaleme sarılanların mantığını anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Bir makam tarafından aday gösterilerek seçilen bir kişi, sonuçta aynı makam tarafından aday gösterilmeyebilir de; devlette her zaman rastlanabilir bir durum bu. Aday gösterilmenin veya gösterilmemenin aday gösterme makamı tarafından mutlaka bir sebebi vardır; bu son olayda 'ileri yaş' gerekçesinin rol oynadığı belli.

'Dincilik uğruna' denmesinin sebebini herhalde anlıyorsunuz: AİHM 'türban dâvâsı' diye de bilinen Leyla Şahin dâvâsında aleyhte karar vermişti; RP'yi kapatan Anayasa Mahkemesi'ni de haklı bulmuştu AİHM. Her iki kararda da görev süresi dolan yargıcın imzası var. Hükümetin tercihinde yargıcın bu tavrının rol oynadığı önyargısı 'dincilik uğruna' diye sunuluyor…

Oysa her iki dâvâda da başka ülkelerden yargıçların 'muhalefet şerhleri' olduğu biliniyor; sözgelimi Leyla Şahin dâvâsında Belçikalı bayan yargıç diğer meslektaşlarından farklı yaklaşmıştı olaya. Olağanüstü ikna edici gerekçelerle, Türkiye'de üniversitelerde sürdürülen başörtüsü yasağının hukuka aykırı olduğunu yazdığı 'muhalefet şerhi' ile kayıtlara geçirmişti. Bu mantığa göre, Belçikalı bayan yargıç 'dinci' mi oluyor şimdi? Süresi dolan yargıcın görevi sırasında, Türkiye, tarihin en yüklü tazminat cezalarına çarptırıldı; neden bu konu üzerinde durulmuyor?

Davul siyasî iktidarın boynunda olacak, ama değnek hep başkalarının elinde kalacak: Meclis'te sayısal çoğunluğa sahip bir parti istediği kişiyi cumhurbaşkanı adayı olarak gösteremeyecek, kimi seçmesi gerektiğini ana-muhalefet partisi iktidara dikte edecek… Yasalar üst düzey atamaları üçlü kararnameye bağlayacak, ama tek başına cumhurbaşkanı yetkiliymiş gibi atamalar engellenecek… AİHM'e gönderilecek yargıcı da Dışişleri Bakanlığı değil, iki yazar belirleyecek…

Ne değişik, ne güzel, ne ilginç bir demokrasi anlayışı bu…

Türkiye'yi ilkel bir kabile mi sanıyorlar? Siyasîler sürekli 'hacir' altında tutulması gereken, vâsiye muhtaç, zihinsel özürlü garip yaratıklar mı? Bazıları mavi kanlı mı insanlarımızın, belli görevler hep onların elinde kalmak zorunda mı? O zaman seçimler neden yapılıyor ülkemizde?

Aklınızı başınıza toplayın lütfen; sabrın da bir sınırı vardır…


yenişafak



Bu yazı 1,447 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,829 µs