En Sıcak Konular

Ahmet Kekeç


Ahmet Kekeç
0 0 0000

Onu unutmak mümkün mü?



Refikimiz üşenmemiş, oturmuş Cumhurbaşkanı Sezer’in 7 yıllık icraatının dökümünü yapmış... Kaç yasayı veto ettiği, kaç kararnameyi imzalamadığı, kaç mahkumu affettiği...

Bayağı sıkı çalışmış.

Mesela, köşke sunulan 1039 yasanın, 970’ini onaylamış.

32 ‘kanun hükmünde kararname’nin 7’sini iade etmiş.

260 hükümlüye af çıkarmış.

Bunlar arasında 30 DHKPC’li, 5 PKK’lı, 28 TİKKO’lu, 28 TİKB’li, 19 Dev-Sol’cu, 17 MLKP’li, 15 THKP-C’li, 3 TDP’li 2 TKİP’li, 2 TEKP’li, 1 DHP’li, 1 Dev-Yol’cu bulunuyormuş.

Büyük çoğunluğu hastalıktan dolayı affedilmiş...

Bu kadar çok örgüt olunca, rakam da yükseliyor ister istemez.

Fakat dikkat çekici husus, ‘af mekanizması’nın hep de yelpazenin solundaki tutuklu ve hükümlüler için işletilmiş olması.

İçlerinde ilaç olsun niyetine bir tek sağ görüşlü mahkum yok.

Demek ki bu ülkenin mahpushaneleri sağ görüşlülere iyi geliyor ve kimse hastalanmıyor.

Gerçi arada sırada gazetelerde, ‘Sezer affı’yla çıkmış bazı mahkumların örgütsel suçtan tekrar içeri alındıkları yönünde haberler okuyoruz ama, büyüklük gösterdiği için kimseyi suçlayamayız.

Fakat bana kalırsa, Sezer, affettiği mahkumlardan çok, ilginç laiklik yorumuyla hatırlanacak.

Ben hatırlayacağım en azından.

Mesela şu sözleri: ‘Dinin, bireyin manevi yaşamını aşarak, toplumsal yaşamı etkilemesine izin verilemez; bireyin inanç ve ibadet yaşamına, kamu düzenini, güvenini ve çıkarlarını korumak amacıyla sınırlamalar konulabilir; dinin kötüye kullanılması ve sömürülmesi yasaklanabilir.’

Hayır, elbette görev süresinin dolmasına şunun şurasında bir ay kalmış değerli Cumhurbaşkanımızla laiklik tartışmasına girecek değilim.

Sorun, birinci dereceden özgürlüklerle ilişkili olması gereken laikliğin hem giderek kendini dinselleştirmesi ve topluma kapatması, hem de ‘sekülerleşme’nin önünde devasa bir engel olarak durması.

Bence bu kavrama (‘laiklik’ kavramına) yazık ediliyor.

Bu kadar çok tüketilen, tüketildikçe ‘çözüm’ özelliğini yitiren ve giderek kendini sorunsallaştıran (hem sorunsallaştıran, hem dinselleştiren) ikinci bir kavram daha var mı?

Sezer yorumuna göre din, sadece bireyin manevi yaşamında, yani ‘vicdanında’ kalmalı ve toplumsal yaşamı etkilememeli.

Din, oysa, sadece içte (duyguda) yaşanan bir şey olabilir mi?

Daha doğrusu, böyle bir din olabilir mi?

Toplumsallaşmayan, toplumsal hayatı etkilemeyen ve bireyin toplumsal hayat içindeki davranışlarını belirlemeyen bir din, ne kadar ‘din’ sayılabilir ki?

Din, toplumsal hayatta görünürlük kazanmayacak da, nerede kazanacak?

Bu, giderek ‘farklı’ ve ‘tehlikeli’ bir dinselliğe işaret eden yeni laiklik yorumuna göre, bireyin görünür alanlardaki her türlü etkinliği (dua okuması, dükkanını besmeleyle açması, oruçlu olduğunu belli ederek sokaklarda dolaşması, üzerinde dinî sembol taşıması, futbol sahalarında haç çıkarması), kamu düzeni gerekçe gösterilerek pekala yasaklanabilir.

Neyse, sözü daha fazla uzatmayayım.

Sezer, ‘kamu güvenliği’ adına kamuya tahdit konulabileceğini savunan ilk ve tek Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçecek ve hiç unutulmayacak.

Ben unutmayacağım en azından... 

star



Bu yazı 125 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz ve empati
    • 5 Temmuz 2012 Hükümeti ve cemaati çökertecek tek isim
    • 26 Haziran 2012 Ben olsam bu gazetecileri sürerdim cepheye
    • 20 Haziran 2012 Bu yazıyı Kürt kardeşlerim okusun
    • 4 Haziran 2012 Nerede bu inek?
    • 28 Mayıs 2012 Kana kan istermiş!
    • 14 Mayıs 2012 ‘Kes zırvalamayı’
    • 1 Mayıs 2012 Menderes de cami yıktırmış... Ne utanmaz adamlarsınız siz!
    • 20 Nisan 2012 Erol Özkasnak
    • 12 Nisan 2012 Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?
    • 10 Mart 2012 ‘Zavallı Başbakan’
    • 29 Şubat 2012 Paşa niçin kendini öptürmedi?
    • 27 Şubat 2012 Bizi yormayın kardeşim
    • 17 Şubat 2012 Siz kimi kandırıyorsunuz?
    • 3 Şubat 2012 Rezil olmaya doymadınız mı?
    • 1 Şubat 2012 İyi ki sivil vesayet varmış, şerrinizden korunuyoruz
    • 19 Ocak 2012 Denktaş’ı diriltmek mi?
    • 14 Ocak 2012 Hangi gazeteciler valiz hazırlıyor?
    • 12 Ocak 2012 Kozinoğlu hakkında korkunç karartma
    • 2 Ocak 2012 İlan ediyorum: Hiç yüzleri kızarmayacak!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,162 µs