En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Herkes haddini bilmeli



Şimdi de aba altından sopa göstermeler başladı.

Dün bir gazete, son yıllarda çıplak gözle bile fark edilir bir 'söylem' değişikliği geçiren bir akademisyenle yapılmış bir mülâkat yayımladı. “Erdoğan seçilir, ama kriz çıkar” özetinin başlığa çekildiği mülâkatta, akademisyen, cumhurbaşkanının farklı bir süreçle seçilmesi gerektiğini savunuyor. Anayasa (m. 101) açıkça “TBMM'ce seçilir” dediği halde, bizim akademisyen, “Atatürk'ten beri Çankaya'ya kimin seçileceği bir devlet kararı özelliği taşımaktadır” cümlesiyle sürece yeni seçmenler dâhil etmekte.

Oysa kendi sözlerinde de var, son üç cumhurbaşkanının seçiminde 'devlet kararı' denilebilecek bir 'uzlaşma' söz konusu değildir.

Bu sütunun sürekli okuyucuları, cumhurbaşkanlığı sürecinden ne zaman söz etmek gerekse, 'uzlaşma' arayışına destek verildiğini biliyorlar. Hâlâ o görüşteyim; Çankaya Köşkü'nün yeni sahibinin toplumda olabildiğince geniş bir uzlaşma tabanına dayanarak belirlenmesinde yarar var. Ak Parti de bu yönde bir arayış içinde zaten ve ben de o tür arayışların sonuna kadar sürdürülmesinden yanayım.

Ancak, 'uzlaşma' arayışını bir 'şart' olarak ileri sürmek, 'devlet kararı' gereğinden söz etmek, böyle yapılmadığı takdirde 'kriz' çıkacağı tehdidini savurmak… Bunlar demokratik âdâba uymadığı gibi, anayasayı rafa kaldırmak anlamı taşıyacağı için 'ağır cezalık suç' da teşkil eder…

Türkiye'de cumhurbaşkanları seçildikleri dönemin özelliklerini yansıtırlar, seçim süreçleri de yine dönemlerinin şartlarıyla ilişkilidir. O kadar uzağa giderek kafa karıştırmaya gerek yok; son üç cumhurbaşkanının nasıl seçildiğine yakından bakmak bile 'aba altından sopa gösteren' çokbilmişleri yanlış çıkarmak için yeterlidir. Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer hiç de bir 'devlet kararı' alındıktan sonra, ya da 'toplumsal uzlaşma' arayışı sonucu olarak o makama getirilmediler…

Bugünden geriye bakarak yapılacak değerlendirmelerin fazla bir kıymet-i harbiyesi yok. Doğru olan şudur: Turgut Özal ve Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanı seçilmeleri o dönemde hayli tartışılmıştı; her ikisi için dönemlerinde söylenen ve yazılanlar hiç de olumlu şeyler değildi. Bugün Tayyip Erdoğan'ın adaylığına hangi gerekçelerle karşı çıkılıyorsa, Özal ve Demirel de aynı ithamlara dönemlerinde –neredeyse aynı insanlar tarafından- muhatap edilmişlerdi.

Süleyman Demirel'i bugün Tayyip Erdoğan'a itiraz eden bazıları gözünde makbul kılan Çankaya'da sergilediği değişimdir; aynı çevreler, '28 Şubat'ın mimarı' sıfatını kazanıncaya kadar Süleyman Demirel'e hep ters bakmışlardı.

Meclis'te çoğunluğa sahip bir partinin genel başkanını Çankaya Köşkü'ne çıkarması değil, “Asker de Cumhurbaşkanlığı konusunda görüşünü açıklasın” türü teklifler rejim açısından sorunludur. Anayasal sistem içerisinde devlet organlarının görev ve yetkileri önceden belirlenmiştir ve hiçbir kurum kendisine anayasa tarafından verilmemiş bir yetkiyi kullanamaz (m. 6). Bu açıdan, teklifin kendisi bir 'anayasa suçu' teşkil ediyor. Bir siyasî parti, olmaz ya hani, 'toplumsal uzlaşma' kapsamı içerisinde sayıp ordudan görüş almaya kalksa, bu davranış, o partiye karşı Anayasa Mahkemesi'nde kapatma dâvâsı açma sebebidir…

Daha düne kadar Türkiye'de Avrupa Birliği (AB) kriterlerinden söz ediliyor, anayasa ve yasalarda uyum amaçlı değişiklikler yapılıyordu. Şimdi ne oldu da, hem de AB'de en fazla hassasiyetle izlenen 'sivilleşme' konusunda, Türkiye geriye gitsin isteniyor?

Herkes haddini bilmeli.


yenişafak



Bu yazı 332 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,845 µs