En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

İki farklı Demirel



Türkiye'de siyaseti yeniden dizayn etme niyetinde olanların 'sağ'da gözünün içine baktıkları kişi belli: Süleyman Demirel... 1960 sonrasında yedi kez başbakan ve yedi yıl boyunca da cumhurbaşkanlığı yapan Demirel, 82 yaşında olmasına rağmen, bazıları için bugün de 'umut'. Evinde kabuller veriyor, kendisinin konuşmacı olduğu toplantılar düzenletiyor, televizyonların program dâvetlerini reddetmiyor...

Yaşın ileri olması hırsın ve ihtirasın sona ermesini getirmiyor. İsmet İnönü, Celal Bayar ileri yaşlarda, son nefeslerini verene kadar, siyaseti etkilemekten geri durmamışlardı. Bulundukları yerlerden günlük siyaseti etkileme işlevini sürdüren başka liderler de var. "Gelebileceği daha neresi kaldı?" demeyin, Süleyman Demirel yeniden siyasete dönmeyi ciddi ciddi düşündüğünü her haliyle belli ediyor...

Siyasete dönmeyi düşündüğü belli de Süleyman Demirel'in, ne tür bir siyasî ortam istediği ve dönüşünün hangi konumda olacağı pek belli değil. Adına düzenlenen toplantılara katılanlar, evindeki kabullere koşanlar, mevcut partileri onun liderliği altında birleştirme hesabı yapanlar, Demirel'e, bir partinin veya ittifak cephesinin başında rol biçiyorlar. Bazıları ise, geldiği yüksek tepeleri fazlasıyla büyütüp yeniden sıfırdan başlamayacağı düşüncesiyle, 'antrenör' konumunu uygun görüyorlar Demirel'e.

Bu noktada kendisinin kafasının da çok berrak olmadığı fark ediliyor. Kimi zaman, her şeye yeniden başlayabileceği görüntüsünü veriyor Demirel; kimi zaman ise "Beni hesap dışı bırakın" biçiminde mesajlar iletiyor. İster bizzat işin başına geçsin ister kenardan etkileme misyonuyla yetinsin, bu konumlar, siyasetin genel kurallarına aykırı değildir. Yaşına rağmen kamuoyundan destek göreceğine inananlar, Süleyman Demirel'in liderliğinde veya yol göstericiliği istikametinde buluşabilirler...

Ancak, Habertürk kanalında sergilediği son tavır Süleyman Demirel'in şu sıralarda kendisine çok farklı bir görev emri çıkarttığını akla düşürüyor.

Beş ay kadar önce (28 Aralık 2005), 'Genç Bakış' programında karşısına çıktığı Başkent Üniversitesi öğrencileri önünde şunları söylemişti Demirel: "Dinini bilen insanlardan bu memlekete ne zarar gelmiştir? Yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede dinini bilen insanlardan niçin korkuluyor. / İmam hatipler, imam yetiştirsin diye açılmadı. İmam hatipler dinini bilen doktorlar, avukatlar, mühendisler olsun diye açıldı. / Bunlar devletin açtığı okullardır. Hiç kimse bu okullarda okuyanları ikinci sınıf vatandaş yerine koyamaz."

Bu hep bildiğimiz bir 'Demirel klasiği'. Halkın karşısına geçip oy istemesi gerektiği zaman takındığı tavır hep bu olmuştur Demirel'in.

Habertürk kanalında ise farklı bir Demirel vardı. Mehmet Ocaktan'ın 'üniversitelerde türban sorunu' ile ilgili sorusuna şu cevabı verdi: "Türbanlılar üniversiteye giremez, türban özgürlük falan değildir, bu gericiliktir. / (..) / Danıştay, Anayasa Mahkemesi karar vermiş. İlle başı bağlı okumak istiyorsan, başı bağlı olarak okunabilen yerler var, oraya git. Arabistan'da falan öyle yerler vardır, oraya gitsin, orada okusun."

Demirel'in beş ay arayla sergilediği birbirine taban tabana zıt bu iki tavır, aynı süre içerisinde Türkiye'de bazı değişikliklerin meydana geldiğinin de işareti... Önceki programda, karşısında oturan Kemal Gürüz'ün gözlerinin içine baka baka, "İmam Hatipler bu memleketin okulları, dindarlardan kim zarar görmüş" sözlerini sarf eden 'halka dayalı politika yapmaya niyetli Demirel' gitmiş, yerine o bildik tribüne oynayan '28 Şubat'ın mimarı Demirel' gelmiş...

İki Demirel de bu ülkenin realitesidir. Süleyman Demirel'in gözlerinin içine bakarak siyasette yer tutmaya çalışanlar bugünün realitesini anlarlarsa, yarın korkunç bir hayal kırıklığına uğramaktan korunmuş olurlar.

Bu yazı 19 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,265 µs