En Sıcak Konular

Ruşen Çakır


Ruşen Çakır
0 0 0000

Sünni-Şii çatışması sona mı eriyor?



İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın kısa ama epey yankı uyandıran Suudi Arabistan ziyareti yayılma eğilimi gösteren “Sünni-Şii ihtilafı” na son verebilir mi? Bu soruya yanıt vermeden önce bazı hususları hatırlamakta yarar var:

1) S. Arabistan’ın resmi mezhebi olan Vahhabilik Sünniliğin Hanbeli kolundan türemiştir. Alabildiğine katı kuralları olan ve farklı İslam yorumlarını kolaylıkla “dindışı” olarak niteleyebilen Vahhabiliğin, diğer Sünnileri kucaklayabilmesi, daha ileri gidip temsil edebilmesi imkansız. Öte yandan İran’ın resmi mezhebi olan Caferilik de dünya Şiilerinin tümünü kapsamıyor. Kaldı ki Caferilerin hepsi de Ayetullah Humeyni’nin geliştirdiği “velayet-i fakih” doktrinine sıcak bakmaz.

S.Arabistan ve İran’ın yarışı
2) İki ülke de şeriatla yönetilme iddiasında, ama aralarında dağlar kadar fark var. Örneğin İran’da devrimden beri sürekli seçimler yapılıyor, S. Arabistan ise siyasi katılıma asla izin vermiyor. İran’da toplumsal, kültürel ve hatta siyasi hayatın aktif bir parçası olan kadınlar S. Arabistan’da araba bile kullanamıyorlar.

3) Tahran’ın rejim ihracı politikalarından en çok ürken ülkelerden biri, hatırı sayılır bir Şii azınlığa sahip olan Suudi Arabistan olmuştur. ABD ve İsrail’in desteğine sahip olan Suud ailesi mollaların yayılmasını engellemek için bir yandan Sünni İslamcı hareketleri denetim altına alırken diğer yandan Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak’ı İran’a saldırttı ve yıllarca süren Irak-İran Savaşı’nı finanse etti. İran da İslam ülkelerindeki radikal hareketleri teşvik etti, gerektiğinde terör yöntemlerine başvurmaktan da çekinmedi.

4) S. Arabistan ve İran, Sosyalist Blok’un yıkılmasının ardından Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar’da amansız bir çekişme içine girdiler. Petrolden elde ettikleri paraları, dinlerini neredeyse unutmuş olan milyonlarca Müslüman kökenliye kendi İslam yorumlarını benimsetebilmek için harcadılar. Ayrıca Çeçenistan, Bosna gibi bölgelerde silahlı direniş yürüten Müslüman gruplara yardım etmede birbirleriyle yarıştılar.

İç çekişmeler
Sünni ve Şii alemleri tekparça olmadığı gibi, farklı etnik kökenler ve mezheplerden insanların yaşadığı S. Arabistan ve İran da teksesli ülkeler değildir. Her iki ülkede rejimin farklı fraksiyonları arasında kıran kırana bir iktidar savaşı yaşanıyor. Örneğin S. Arabistan’ın Ortadoğu politikasını, yıllarca Washington Büyükelçiliğini yaptıktan sonra Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’na getirilen Prens Bandar bin Sultan belirliyor. Bandar İran’a karşı sert politikaları savunuyor. Rakibiyse Prens Turki el Faysal.

İran’da da Ahmedinecad tüm iktidarı kontrol edemiyor. Dini lider Ayetullah Ali Hameney, bizzat kendisi veya Ali Ekber Velayeti gibi danışmanları aracılığıyla onu çok kalın kırmızı çizgiler içine hapsediyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden yenik çıkan Haşimi Rafsancani ve Ali Laricani’nin devlet içinde neredeyse Ahmedinecad kadar etkili, hatta yer yer daha güçlü pozisyonlara sahip olmaları da İran’daki “derin devlet” olgusunun önemini gözler önüne seriyor.

Gerek S. Arabistan, gerekse İran’ın bugün ayrı ayrı güçlü görünebilmelerinin temel nedeni iç çekişmelerinden Ortadoğu’da pozitif olarak yararlanabilmeleri. Türkiye içinse aynı şey söylenemez. Türkiye o kadar kendi iç çatışmalarına boğulmuş ki istikrarlı bir Ortadoğu politikası geliştiremiyor, geliştirse bile hayata geçiremiyor, geçirse bile kendi kamuoyuna bunu benimsetemiyor.

 
vatan



Bu yazı 276 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 12 Şubat 2012 Türkiye dehşet senaryolarına hazır olmalı
    • 23 Haziran 2011 Herkes elini çabuk tutmalı
    • 13 Haziran 2011 Hoca’nın rüyasını talebesi gerçekleştirdi
    • 8 Mayıs 2011 Beş soruda Hizbullah-PKK gerginliği
    • 27 Nisan 2011 Suriye mi, İsrail mi?
    • 24 Kasım 2010 Öcalan bunu hep yapıyor
    • 20 Ekim 2010 Bir toplum mühendisliği projesi olarak KCK operasyonu
    • 28 Temmuz 2010 Ne açılım, ne referandum yüzünden
    • 23 Haziran 2010 PKK kayıtsız şartsız silah bırakmalı
    • 10 Mayıs 2010 Türklerin kaygıları, Kürtlerin haysiyeti
    • 3 Mayıs 2010 ''PKK ne yapmak istiyor?''
    • 13 Nisan 2010 Ahmet Türk Türkiye’dir
    • 12 Şubat 2010 Devletin zirvesinde koalisyon fikrine hazır mıyız?
    • 5 Şubat 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine erken ve gerekli bir bakış
    • 28 Ocak 2010 Alevi açılımında son dönemeç
    • 19 Ocak 2010 Adalet istiyoruz
    • 12 Ocak 2010 PKK nasıl silahsızlandırılacak?
    • 17 Aralık 2009 Gül nasıl devreye girebilir?
    • 4 Aralık 2009 Açılım gemisi İmralı açıklarında batmak üzere
    • 19 Kasım 2009 Dersim yanlışları

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,297 µs