En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Bu ayıp bize yeter



"Dünyanın herhangi bir yerinde, kafasına ülke yönetmeyi koyan üç-beş kişinin başarılı olma şansı nedir?"

Bu sorunun cevabı hemen her yer için aynıdır: "Çok küçük, hatta miniminnacık…" O üç-beş kişi bir siyasî parti kuracak (veya var olan bir partiye girecek), kendilerini halka benimsetecek, gerekli oyu alıp yönetimde etkili hale gelecek… Hayli zor bir süreç…

Bizde ise üç-beş kişi ülke yönetimini çok daha kolay ele geçirebildi; hem de fazlaca bir meşakkate katlanmak gerekmeden… Kendileri tarafından da onaylanan adıyla 'post-modern darbe' mimarları, 28 Şubat'ta, önce ülkenin seçilmiş yöneticilerini tepeden inmeci projelerini hayata geçirmeye zorladılar, sonra onları işbaşından götürüp sözlerini dinleyecek bir başka kadroya hükümet kurdurdular; o arada ülkeyi bulundukları koltuklardan onlar yönlendirdiler…

Kendi programlarını hayata geçirirken herkesi kullandılar: İş dünyasını, bir kısım medyayı, devlet birimlerini, bazı aydınları ve sivil toplum örgütlerini… Medya 'Silâhsız güçler işbaşına' manşetini attı, kendilerini 'silâhsız güç' olarak görenler medyaya bakıp hizaya geçti, durumdan vazife çıkartıp kendisine biçilen role uygun davrananlar da oldu.

28 Şubat süreci, neredeyse 200 yılını 'modernleşme' katarının arkasına takılarak geçirmiş, son 80 yıl boyunca 'muasır medeniyetin üstüne çıkma' ülküsüyle hareket ettiğini iddia eden Türkiye için tam bir yüz karasıdır. Üç-beş kişiden ibaret bir kadro, Türkiye'nin sistemini altüst etmeyi, kafalarındaki düzeni anayasal düzenin yerine geçirmeyi başarmıştır o dönemde…

On yıl önce yaşanan yüz karası durumun sorumlularıyla yasal açıdan hesaplaşılamadı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bir kara sayfası hâlâ kapkara…

Tarihimizin o sayfasını 'kara' yapan yalnızca halkın iradesi üzerine başka bir iradenin geçirilmesi değildi; bunu yaparken kullanılan yöntemler yüzünden de kapkara o sayfa… Medyanın ekranları ve manşetleri Ali Kalkancı – Fadime Şahin ikilisine teslim edilmişti ve bu ikilinin arkasında da onları 'zinde güçler adına' yönlendirme iddialı (Yıllar sonra kendisinden "28 Şubat'ın gizli kahramanıyım" diye söz edecek) bir isim bulunuyordu: Sisi… Ülkenin bir ilinde sırtları cüppeli elleri sopalı insanlar belirmiş, 'Türkiye' görüntüsü denilince onlar akla gelir olmuştu…

Bugünden düne bakılınca insanın kanını donduruyor yaşanan süreç: Üç-beş kişinin aklına koyduğunda yönetimini ele geçirebildiği demokrasisi henüz emekleme çağında bir ülkeymiş Türkiye… 'Modernleşme' ülküsünü benimsediği sanılan tiplerin ele-güne güldürdüğü bir ülke durumuna düşmüştük 28 Şubat sürecinde.

"Süreç bitti, Türkiye artık bir daha o gülünç duruma düşmez" diyebiliyor muyuz göğsümüzü kabartarak? Hayır, diyemiyoruz. Diyemiyoruz, çünkü o süreci ülkemize yaşatanlar hesaba çekilmediler. Anayasal sistemi işlemez hale getirmenin, yargıya, bürokrasiye, medyaya, iş dünyasına yasal olmayan emirler yağdırmanın hesabını vermediler. Anayasa suçu işlediler, fakat o suçun yasalardaki karşılığı olan cezaya çarptırılmadılar. Bulundukları yerlerde bugün kendilerini unutturmaya çalışıyorlar belki, ama cezaî tâkibata uğramayacaklarından da o kadar eminler ki…

Türkiye dünden daha olgun elbette bugün, geleceğe daha güvenle bakabiliyor; demokrasinin önünün kesilmeyeceğinden, anayasal işleyişin bozulmayacağından daha emin… Zaman zaman akla ayıp düşünceler gelmesi, "Acaba?" sorusunun hâlâ yerli yerinde durması yakın dönemin yanlış müdahalelerine hesap sorulmaması yüzünden…

On yılı hesap sormadan geride bırakmışız… Bu ayıp bize yeter…


yenişafak



Bu yazı 36 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,903 µs