En Sıcak Konular

İbrahim Karagül


İbrahim Karagül
0 0 0000

ABD-İran çatışması ve PKK'ya operasyon



yenişafak

İran ordusunun büyük bölümü Irak sınırında konuşlanmış durumda ve Tahran sürekli yeni tatbikatlarla savaşa hazırlanıyor. ABD ise bir yandan Irak'taki varlığını pekiştirmeye diğer yandan da Basra Körfezi ve çevre ülkelerde savaş hazırlığı yapıyor. BM Güvenlik Konseyi'nin uranyum zenginleştirme programını durdurması için Tahran'a verdiği 60 günlük sürenin dün dolması, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Muhammed El Baradey'in İran hakkında olumsuz rapor vermesinin beklenmesi ABD-İran krizini iyice tırmandırdı. Şimdi; “bundan sonra ne olacacak?” sorusunun cevabı aranıyor.

Bu gelişmelere paralel biçimde ABD tarafından İran'ın nasıl vurulacağına ilişkin saldırı senaryoları da sızdırılıyor. Basra Körfezi'ndeki yığınağın saldırı amaçlı olduğu, ABD'nin İran'da on bin hedef belirlediği, sadece nükleer tesislerin değil, askeri, petrol ve endüstriyel bölgelerin de bombalanacağı, İran tatbikat yaparken ABD uçakların sınır boyunda aralıksız uçtuğu, aslında ABD-İran savaşının çoktan başladığı, hafif yoğunluklu olarak devam ettiği, hem Irak'ta hem de İran içinde saldırıların sürdüğü gibi senaryolar dünya medyası tarafından verilmeye başlandı.

Benzer senaryolar hemen her yıl hatta yılda birkaç kez sızdırılıyor. Dolayısıyla bu açıdan yeni bir durum yok ve bu sansasyonel senaryoları çok da ciddiye almamak lazım. ABD'nin şu anki tazyikleri, saldırıdan ziyade İran'ı geri adım attırmaya yönelik ve yürüttüğü bölgesel ve uluslararası diplomasi ile paralellik arzediyor.

İki ülke, hem Irak içinde hem de bölgesel düzeyde ciddi bir nüfuz mücadelesi sürdürürken, kriz de beklendiği gibi tırmanıyor, tırmanacak da. ABD, İran'ın karşısına bir Sünni Blok dikmek için öteden beri yürüttüğü çabalarda önemli bir başarı sağladı. Mısır, S. Arabistan, Ürdün ve Körfez ülkeleri bir yandan “İran tehdidi”ne karşı nükleer silah arayışlarına girip savunmalarını güçlendirirken diğer yandan, “Şii yayılması” gerekçesiyle ciddi bir hareketlilik içine girdi. Tahran ise S. Arabistan ve Körfez ülkelerine karşı hem Şii hem de nükleer kartını göstermekten çekinmiyor. Bölgedeki derin bölünmenin erken dönemlerini izliyoruz.

Bu bölünme ve kargaşa içinde Türkiye ile İran tamamen fraklı kamplarda olsalar da bazı güvenlik konularında ortak kaderi paylaşıyor. Türkiye PKK için ABD'den istediği desteği alamazken, üstelik PKK ABD silahlarıyla daha da güçlenirken İran, Amerika tarafından kurulan, silahlandırılan, eğitilen PJAK'la mücadele etmek durumunda. Türkiye de İran da PKK ve PJAK'ın elindeki ABD silahlarından şikayet ediyor. Türkiye PKK için ABD'nin adım atmasından şikayet ederken İran PJAK üzerinden ABD'nin kendi içinde terör eylemlerine girişmesinden son derece huzursuz. Türkiye'de Kürt meselesi bölgesel karakter kazanmaya başlarken İran kendi içindeki Kürt ve Arapların ABD tarafından istikrarsızlık unsurları olarak kullanılmasına direnmeye çalışıyor.

Türkiye-ABD-İsrail ile Türkiye-S. Arabistan ve diğer Sünni ülkeler arasındaki diyaloglar büyük oranda İran-ABD krizine endeksli. Ankara İran'la ilişkilerini ABD istese de bozmak istemiyor. Ama nükleer güç ya da Şii yayılması endişesine kapılıp Sünni blokla tam olarak birlikte hareket etmiyor. Bir anlamda ortada ve iki tarafın da güvenini kazanmış durumda. Dolayısıyla sözünü dinletebilme imkanına sahip.

İran Dışişleri Bakanı Manuçer Muttaki'nin Ankara ziyareti sırasında nükleer işbirliği önermesi daha da önemlisi Türkiye'nin İran'da petrol ve doğal gaz araması yapıp işletilmesi yönündeki teklifi sadece iki ülke arasındaki ilişkilerden kaynaklanmıyor. ABD, İran'a karşı Türkiye'yi yanına çekmeye çalışırken Tahran, Ankara'nın en azından tarafsız kalması için çaba gösteriyor.

Bütün bunlar olurken gözden kaçan bir haber oldukça dikkatimi çekti. 28 Ocak'ta, PKK Koordinatörü Joseph Ralston ile Mesut Barzani ve Kosrat Resul arasında yapılan görüşmede, ABD'nin PKK'ya karşı operasyon için yeşil ışık yaktığının Kürt yönetimine iletildiği iddia ediliyor. Habere göre Nisan başlarında başlaması beklenen operasyon kapsamında Kandil Dağı'na saldırı yapılacak. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın ABD ziyaretlerinden ümitli dönmelerinin gerekçesi bu olabilir mi? ABD tarafından verilen yeşil ışığın sebebinin, Türkiye'nin hem Irak hem de bölgesel konularda İran'la yakınlaşmasının önüne geçmek olarak gösterilmesi ciddiye alınabilecek bir gerekçe. Ama yine de masaya oturmak mı yoksa tasfiye mi, birkaç ay içinde göreceğiz.

Aynı şey İran için de geçerli. İki ülke arasında PKK ve PJAK'a karşı ortak hareket öncelikli konu. Şimdilik bu bahar birçok açıdan hareketli geçecek. Ama ABD-İran krizinin çatışmaya dönüşmesini beklerken bir anda Lübnan'ın yeniden patlamasına tanık olabiliriz.

Bu gelişmelere paralel biçimde ABD tarafından İran'ın nasıl vurulacağına ilişkin saldırı senaryoları da sızdırılıyor. Basra Körfezi'ndeki yığınağın saldırı amaçlı olduğu, ABD'nin İran'da on bin hedef belirlediği, sadece nükleer tesislerin değil, askeri, petrol ve endüstriyel bölgelerin de bombalanacağı, İran tatbikat yaparken ABD uçakların sınır boyunda aralıksız uçtuğu, aslında ABD-İran savaşının çoktan başladığı, hafif yoğunluklu olarak devam ettiği, hem Irak'ta hem de İran içinde saldırıların sürdüğü gibi senaryolar dünya medyası tarafından verilmeye başlandı.

Benzer senaryolar hemen her yıl hatta yılda birkaç kez sızdırılıyor. Dolayısıyla bu açıdan yeni bir durum yok ve bu sansasyonel senaryoları çok da ciddiye almamak lazım. ABD'nin şu anki tazyikleri, saldırıdan ziyade İran'ı geri adım attırmaya yönelik ve yürüttüğü bölgesel ve uluslararası diplomasi ile paralellik arzediyor.

İki ülke, hem Irak içinde hem de bölgesel düzeyde ciddi bir nüfuz mücadelesi sürdürürken, kriz de beklendiği gibi tırmanıyor, tırmanacak da. ABD, İran'ın karşısına bir Sünni Blok dikmek için öteden beri yürüttüğü çabalarda önemli bir başarı sağladı. Mısır, S. Arabistan, Ürdün ve Körfez ülkeleri bir yandan “İran tehdidi”ne karşı nükleer silah arayışlarına girip savunmalarını güçlendirirken diğer yandan, “Şii yayılması” gerekçesiyle ciddi bir hareketlilik içine girdi. Tahran ise S. Arabistan ve Körfez ülkelerine karşı hem Şii hem de nükleer kartını göstermekten çekinmiyor. Bölgedeki derin bölünmenin erken dönemlerini izliyoruz.

Bu bölünme ve kargaşa içinde Türkiye ile İran tamamen fraklı kamplarda olsalar da bazı güvenlik konularında ortak kaderi paylaşıyor. Türkiye PKK için ABD'den istediği desteği alamazken, üstelik PKK ABD silahlarıyla daha da güçlenirken İran, Amerika tarafından kurulan, silahlandırılan, eğitilen PJAK'la mücadele etmek durumunda. Türkiye de İran da PKK ve PJAK'ın elindeki ABD silahlarından şikayet ediyor. Türkiye PKK için ABD'nin adım atmasından şikayet ederken İran PJAK üzerinden ABD'nin kendi içinde terör eylemlerine girişmesinden son derece huzursuz. Türkiye'de Kürt meselesi bölgesel karakter kazanmaya başlarken İran kendi içindeki Kürt ve Arapların ABD tarafından istikrarsızlık unsurları olarak kullanılmasına direnmeye çalışıyor.

Türkiye-ABD-İsrail ile Türkiye-S. Arabistan ve diğer Sünni ülkeler arasındaki diyaloglar büyük oranda İran-ABD krizine endeksli. Ankara İran'la ilişkilerini ABD istese de bozmak istemiyor. Ama nükleer güç ya da Şii yayılması endişesine kapılıp Sünni blokla tam olarak birlikte hareket etmiyor. Bir anlamda ortada ve iki tarafın da güvenini kazanmış durumda. Dolayısıyla sözünü dinletebilme imkanına sahip.

İran Dışişleri Bakanı Manuçer Muttaki'nin Ankara ziyareti sırasında nükleer işbirliği önermesi daha da önemlisi Türkiye'nin İran'da petrol ve doğal gaz araması yapıp işletilmesi yönündeki teklifi sadece iki ülke arasındaki ilişkilerden kaynaklanmıyor. ABD, İran'a karşı Türkiye'yi yanına çekmeye çalışırken Tahran, Ankara'nın en azından tarafsız kalması için çaba gösteriyor.

Bütün bunlar olurken gözden kaçan bir haber oldukça dikkatimi çekti. 28 Ocak'ta, PKK Koordinatörü Joseph Ralston ile Mesut Barzani ve Kosrat Resul arasında yapılan görüşmede, ABD'nin PKK'ya karşı operasyon için yeşil ışık yaktığının Kürt yönetimine iletildiği iddia ediliyor. Habere göre Nisan başlarında başlaması beklenen operasyon kapsamında Kandil Dağı'na saldırı yapılacak. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın ABD ziyaretlerinden ümitli dönmelerinin gerekçesi bu olabilir mi? ABD tarafından verilen yeşil ışığın sebebinin, Türkiye'nin hem Irak hem de bölgesel konularda İran'la yakınlaşmasının önüne geçmek olarak gösterilmesi ciddiye alınabilecek bir gerekçe. Ama yine de masaya oturmak mı yoksa tasfiye mi, birkaç ay içinde göreceğiz.

Aynı şey İran için de geçerli. İki ülke arasında PKK ve PJAK'a karşı ortak hareket öncelikli konu. Şimdilik bu bahar birçok açıdan hareketli geçecek. Ama ABD-İran krizinin çatışmaya dönüşmesini beklerken bir anda Lübnan'ın yeniden patlamasına tanık olabiliriz.

yenişafak

Bu yazı 78 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 20 Nisan 2012 Türk-Kürt-Sünni..
    • 30 Mart 2012 Suriye satrancı, İsrail'e askeri üs
    • 16 Şubat 2012 En tehlikeli ihtimal: Ya savaş tersine dönerse!
    • 10 Şubat 2012 Hesaplaşma: Kim kimi tasfiye edecek?
    • 2 Aralık 2011 Bitti Esad, gerçekten bitti..
    • 18 Kasım 2011 Artık, Suriye ile savaş halindeyiz!
    • 9 Eylül 2011 Evet, Tahrir'de konuş! Tarihi değiştir! De ki...
    • 18 Ağustos 2011 İran-Suriye ve PKK: O 'kart' yine masada..
    • 10 Ağustos 2011 Altı saat ne konuştular?
    • 27 Temmuz 2011 Ölüm koalisyonu Haçlı savaşçıları..
    • 22 Temmuz 2011 Avrupa Birliği parçalanıyor..
    • 29 Nisan 2011 Cuma, öfke, kan...
    • 10 Şubat 2011 Barış beklerken savaş gelmesin!
    • 31 Aralık 2010 Bir casusa bu kadar para veriliyor mu!
    • 29 Aralık 2010 İki not ve bir kirli ittifak!
    • 24 Eylül 2010 İsrail-PKK bağlantısı bu işi bozabilir mi?
    • 3 Şubat 2010 Bu toplantı hiç de hayra alamet değil!
    • 17 Aralık 2009 İran-Suudi savaşına doğru mu gidiyoruz?
    • 8 Aralık 2009 Reşadiye'den kim ne mesaj veriyor?
    • 28 Ekim 2009 Birileri tarih yapıyor, bunu kimler yazacak?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,210 µs