En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Hesabı iyi yapan kazanır



Bazılarına 'gazeteci gevezeliği' gibi gelse de seçim tarihinin iki ay önce veya üç ay sonra olmasının partiler için hayatî önemi var; özellikle de geçen seçimde Meclis dışında kalmış partiler için… Nitekim seçimin önceye alınabileceği yolundaki yayınlar siyaset zeminindeki hareketliliği artırdı, ittifak arayışlarını hızlandırdı.

Türkiye'de seçimlerle iki sonuç amaçlanıyor: Temsilde adalet ve yönetimde istikrar… Bugüne kadar yapılan seçimlerde bu ikili hedef bir türlü tutturulamadı. 2002 seçimi öncesinde, dört veya beş partili Meclis sayesinde, 'temsilde adalet' ilkesi yerine gelmekteydi, ancak onun zorladığı koalisyonlar yüzünden 'yönetimde istikrar' ilkesi yerine gelmiyordu; son dört yıldır 'yönetimde istikrar' tam anlamıyla var, ama çoğu parti Meclis dışı kaldığı için 'temsilde adalet' gerçekleşemiyor.

Sistem değişmediğine göre, seçmen, kullanacağı oyla, 'istikrar' ve 'temsil' ilkelerinden hangisine daha fazla önem verdiğini de belirtmiş olacak…

Kamuoyu yoklamaları, yapıldıkları dönemin gündem maddelerine uygun olarak, gelecek Meclis'in iki, üç veya dört partili olabileceğine işaret ediyor. Yüzde 10 barajını aşma başarısını dört parti gösterirse, bir parti diğerlerinden çok daha fazla oy alsa bile, koalisyonlar dönemi yeniden başlayabilir. İki partili olursa yeni Meclis, geçmişte ülkeyi yönettiği halde baraja takılmış partilerin tasfiye işlemlerinin, iki seçim üst üste yenilgiye uğradıkları için, bu defa tamamlandığını görebiliriz.

Seçimde yalnız ülkeyi yönetecek iktidarı çıkartmayacağız, kimlerin siyaset alanından çekilmesi (veya çekilmemesi) gerektiğine de karar vereceğiz.

Önümüzdeki seçimde baraj sorunu olmayacağı kesin iki parti var: Ak Parti ve CHP… MHP'nin seçimde şanslı olduğunu gösteren kamuoyu yoklamaları az değil; yoklamaların bazısı DYP'nin de barajı aşabileceğine işaret ediyor. Bugünün şartlarında gidilecek bir seçimde sandıktan dört partili bir Meclis tablosu çıkabilir. Seçmenin tercihi bu biçimde gerçekleşirse, o tablodan CHP'nin başını çekeceği üçlü bir koalisyon oluşturulabilir. Bunu engelleyecek tek unsur seçmenlerin 'istikrar' peşinde iki parti üzerinde yoğunlaşması olabilir.

Diğer partiler ne olacak? Bu sorunun cevabı, MHP ve DYP'nin kendilerini barajı aşmış gösteren araştırmalara ne kadar güvendiklerini bilerek cevaplandırılabilir ancak. Ak Parti, CHP, MHP ve DYP kendi başlarına seçime girmeye karar verdiklerinde, diğer partilerin hepsi bir araya gelseler de, barajı geçmeye yarayacak bir seçmen desteğini elde etmeleri hiç kolay olmayacaktır. Şu sıralarda sözü edilen “Sağı DP çatısı altında birleştirme” arayışı da özellikle DYP'yi denklem içine katma hesaplarıyla ilgili. Bazısı MHP'yi de yoklamıyor değil, ama ilk dört parti dışındaki partilerin çoğunun gözü DYP ile 'ittifak'ta…

Seçim tarihi bu sebeple önemli işte. Cumhurbaşkanını seçen Meclis'in genel seçimin iki ay içinde yapılması kararını alması 'ittifak' hesaplarını havada bırakabilir. DYP bazı kamuoyu yoklamalarında barajı aşacağı görüntüsüne inanıp tek başına mı girer seçime, yoksa kendisiyle birlikte olmak isteyen partilerle pazarlık mı başlatır? MHP görmeye başladığı ilgiyi oya tahvil edeceğine güvenerek safları geniş tutmaya bakmaz mı? Öndegiden dört partinin başka eğilimlere yüz vermemesi seçim sonucunu nasıl etkiler; seçmen 'istikrarı' mı yoksa 'temsilde adaleti' mi yeğler? Dört parti dışındaki partilerin biraya gelmeleri barajı aşacak bir 'sinerji' mi oluşturur, yoksa ölümcül darbe anlamına gelecek bir 'alerji' mi?

'Gazeteci gevezeliği' gibi gelebilecek son günlerin gözde 'seçim tarihi' tartışmalarının altında böylesine çok yönlü hesaplar yatıyor. Seçimin dört ay veya dokuz ay sonra yapılacak olması sandıktan çıkacak tabloyu da etkileyebilecek hassasiyette bir konu çünkü.

Bir banka reklâmı “İyiler daima kazanır” diyor, ama bizim sistemde hesabı iyi yapanın kazanma şansı daha büyük.

yenişafak

Türkiye'de seçimlerle iki sonuç amaçlanıyor: Temsilde adalet ve yönetimde istikrar… Bugüne kadar yapılan seçimlerde bu ikili hedef bir türlü tutturulamadı. 2002 seçimi öncesinde, dört veya beş partili Meclis sayesinde, 'temsilde adalet' ilkesi yerine gelmekteydi, ancak onun zorladığı koalisyonlar yüzünden 'yönetimde istikrar' ilkesi yerine gelmiyordu; son dört yıldır 'yönetimde istikrar' tam anlamıyla var, ama çoğu parti Meclis dışı kaldığı için 'temsilde adalet' gerçekleşemiyor.

Sistem değişmediğine göre, seçmen, kullanacağı oyla, 'istikrar' ve 'temsil' ilkelerinden hangisine daha fazla önem verdiğini de belirtmiş olacak…

Kamuoyu yoklamaları, yapıldıkları dönemin gündem maddelerine uygun olarak, gelecek Meclis'in iki, üç veya dört partili olabileceğine işaret ediyor. Yüzde 10 barajını aşma başarısını dört parti gösterirse, bir parti diğerlerinden çok daha fazla oy alsa bile, koalisyonlar dönemi yeniden başlayabilir. İki partili olursa yeni Meclis, geçmişte ülkeyi yönettiği halde baraja takılmış partilerin tasfiye işlemlerinin, iki seçim üst üste yenilgiye uğradıkları için, bu defa tamamlandığını görebiliriz.

Seçimde yalnız ülkeyi yönetecek iktidarı çıkartmayacağız, kimlerin siyaset alanından çekilmesi (veya çekilmemesi) gerektiğine de karar vereceğiz.

Önümüzdeki seçimde baraj sorunu olmayacağı kesin iki parti var: Ak Parti ve CHP… MHP'nin seçimde şanslı olduğunu gösteren kamuoyu yoklamaları az değil; yoklamaların bazısı DYP'nin de barajı aşabileceğine işaret ediyor. Bugünün şartlarında gidilecek bir seçimde sandıktan dört partili bir Meclis tablosu çıkabilir. Seçmenin tercihi bu biçimde gerçekleşirse, o tablodan CHP'nin başını çekeceği üçlü bir koalisyon oluşturulabilir. Bunu engelleyecek tek unsur seçmenlerin 'istikrar' peşinde iki parti üzerinde yoğunlaşması olabilir.

Diğer partiler ne olacak? Bu sorunun cevabı, MHP ve DYP'nin kendilerini barajı aşmış gösteren araştırmalara ne kadar güvendiklerini bilerek cevaplandırılabilir ancak. Ak Parti, CHP, MHP ve DYP kendi başlarına seçime girmeye karar verdiklerinde, diğer partilerin hepsi bir araya gelseler de, barajı geçmeye yarayacak bir seçmen desteğini elde etmeleri hiç kolay olmayacaktır. Şu sıralarda sözü edilen “Sağı DP çatısı altında birleştirme” arayışı da özellikle DYP'yi denklem içine katma hesaplarıyla ilgili. Bazısı MHP'yi de yoklamıyor değil, ama ilk dört parti dışındaki partilerin çoğunun gözü DYP ile 'ittifak'ta…

Seçim tarihi bu sebeple önemli işte. Cumhurbaşkanını seçen Meclis'in genel seçimin iki ay içinde yapılması kararını alması 'ittifak' hesaplarını havada bırakabilir. DYP bazı kamuoyu yoklamalarında barajı aşacağı görüntüsüne inanıp tek başına mı girer seçime, yoksa kendisiyle birlikte olmak isteyen partilerle pazarlık mı başlatır? MHP görmeye başladığı ilgiyi oya tahvil edeceğine güvenerek safları geniş tutmaya bakmaz mı? Öndegiden dört partinin başka eğilimlere yüz vermemesi seçim sonucunu nasıl etkiler; seçmen 'istikrarı' mı yoksa 'temsilde adaleti' mi yeğler? Dört parti dışındaki partilerin biraya gelmeleri barajı aşacak bir 'sinerji' mi oluşturur, yoksa ölümcül darbe anlamına gelecek bir 'alerji' mi?

'Gazeteci gevezeliği' gibi gelebilecek son günlerin gözde 'seçim tarihi' tartışmalarının altında böylesine çok yönlü hesaplar yatıyor. Seçimin dört ay veya dokuz ay sonra yapılacak olması sandıktan çıkacak tabloyu da etkileyebilecek hassasiyette bir konu çünkü.

Bir banka reklâmı “İyiler daima kazanır” diyor, ama bizim sistemde hesabı iyi yapanın kazanma şansı daha büyük.

yenişafak



Bu yazı 47 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,711 µs