En Sıcak Konular

Rüşdü Paşa



Rüşdü Paşa
0 0 0000

Cumhuriyetçi Krallar



Özal, İstanbul’u ziyaret eden İngiliz başbakan Thatcher’a, Türkiye’ye ‘çağ atlattığını’ anlatmaktadır. Birlikte, İstanbul Üniversitesi’ni gezerler. Thatcher bu üniversitedeki iktisat öğrencilerin sayısını sorar. Sayıyı öğrendiğinde, kadın inanamaz. Nasıl olur, sadece İstanbul İktisat Fakültesi’ndeki öğrencilerin sayısı İngiltere’deki iktisat öğrencilerinin tamamından daha büyüktür. İngiliz başbakan hayretini gizlemez.

Birkaç adam
Türkiye’de her zamanda birkaç iktisatçı oluyor. Genel olarak bu iktisatçılar, iktisatın dar bir bilgi üretme alanı olmasından sıkılır ve tarihçilik mesleğine kayarlar. Bu adamlar Batı’da olsalardı iktisat yapacaklardı. Burada olduklarından şunu yapıyorlar: Türkiye Batı ile ilişkisi nedir, sordukları bir sorudur. Yanıt ararken ister istemez tarihçi olunur. Tarihçi olduktan sonra ise iktidar olmanın yöntemleri geliştirilir. Amaç, Türkiye’nin iktisadi bağımsızlık kazanması ve Türk toplumunun onurunun kurtarılmasıdır.

Türkiye’de iktisat yapılacak çerçeveyi Batı kendine uygun olarak belirliyor. Batı’nın belirlediği çerçevede iktisat çalışmak, büyük ihtimal ile ve bazılarına göre  Batı’nın memurluğu anlamına gelir. Batı’nın memuru olmak istemeyen Türk iktisatçılar ise, bir çıkış olarak tarih okumalarını ve araştırmalarını seçiyorlar. Doğan Avcıoğlu ve Yalçın Küçük uygun iki örnektir.

Uzun dönemli bakıldığında ise Türkiye’de, Batı’daki gibi kapitalist bir kurgu yok. İktisat, bilgi üretme alanı olarak bir ‘burjuva’ iktisadı olduğundan kapitalist olmayan Türk toplumunu açıklamak mümkün olmuyor.

Gerçekçi iktisatçılar, önce iktisat biliminin işe yarmazlığını görüyorlar. Ardından, Türk toplumunu Batı toplumlarıyla kıyaslamaya başlıyorlar. Bulunan ilk şeyler şunlar oluyor: Türk toplumunda, Batılı kapitalist toplumlarda olduğunun aksine, geliri belirleyen unsur, statüdür. Devletin sahipleri, biriler  ini seçerler,  onları bir nedenle ödüllendirirler. Türkiye düzeninde, özel mülkiyet Batı’daki gibi güvence altında değildir, devlet isterse dağıttığını geri alabilir. Kamu ilişkilerini önceden belirlenmiş kurallara göre yöneten bir hukuk sistemininin varlığından söz etmek de mümkün değildir. Hukuk, daha çok ceza hukuku olarak ortaya çıkıyor ve küçük servet eldeğiştirmelerini konu ediniyor.

Soru: Yeni çağ Avrupa’sında yeni ortaya çıkan iktisat bilgisini Osmanlı aydını izledi mi?

Adam Smith, 1776’da yazdı. Batı’da devrimdir. Osmanlı’da Batı tarzında iktisat metinleri 19.yüzyılın ortasında görülüyor. Bu gecikme, tarihidir.

Madde
Osmanlı, Viyana olayına kadar kendi halindedir ve kuruluşundan beri aynıdır. Düzeni Roma’dır. Osmanlı Batı’ya yürüyordu, Viyana önlerinde durduruldu. Osmanlı, bu durdurulma ile Batı diye bir şeyin olduğunu gördü. Viyana’dan önce Batı ve Osmanlı, aynı dünyada ayrı ayrı dünyalarda yaşamaktaydılar. Viyana, bir tanışmadır. Bundan önce Osmanlı kendi düzenini Batı’dakinden üstün sayar. Durdurulma, Osmanlı’ya göre yenilgidir ve ‘ne oldu’ sorusu soruldu.  Ne oldu ve neden oldu sorusuyla irtibatlı aramalar Osmanlı sivil bürokrasisi içindedir. Hissedilen ilk şey, Batı’nın silah gücünün Osmanlı’nınkinden üstün olmasıdır. III.Ahmet döneminde, 1703-1730, Batı’nın silah gücünün İmparatorluğa nasıl getirileceği konusu konuşuldu. Bunun için, Yirmisekiz Mehmet ve Nişli İbrahim, Batı’lı ülkelere elçi olarak gönderildi. II. Mahmut ise (1808-1839) işe yaramadığına karar verilen orduyu ortadan kaldırdı.

Hariciyecilerin raporları gelmeye başlıyor. Raporlar kadro hareketinin devreye girmesidir. Hariciyecilere göre, bütün tarihi değişikliklerin nihai nedeni insan düşüncesindeki değişmede aranmalıdır. Ne var ki, hariciyeciler burada düşüncelerin itici gücünün ne olduğu sorusunu hiç sormadılar. Sığdırlar.

Avusturya’daki elçi Sadık Rıfat ile Londra elçisi Mustafa Reşid’in önerisi, sosyal değişikliktir.  Osmanlı toplumu, askeri kahramanlık ve yeniden dağıtım üzerinde kurulmuştu. Askeri kahramanlık, karşı tarafın üstünlüğüyle ortadan kalkarken, yeniden dağıtımcı ekonomik düzende reform başlatıldı. Bu, Osmanlı’da bir sonun başlangıcıdır.

Osmanlı, ilk olarak Viyana’da durdurulmayı,  ikinci olarak ise toprak kaybını kabullenmedi. Batı silah gücünde Osmanlı’yı geçmişti. Bu açıktı ve onaylanıyordu. Ancak, Osmanlı sosyal düzeninden memnundu ve iç ilişkilerinde Batı’yı örnek almıyordu. Ne zamana kadar? Tanzimat’a kadar. 

Tanzimat, ilk sistematiktir. Sosyal devrimdir. Kadro hareketi doktrinin başlangıcı sayılmalıdır. Türklerin her ideolojisinde başlangıç tanzimattır. Vatanı kurtarmak, bir doktrin olarak Tanzimat’la başlar.

3 Kasım 1989 günü, Mustafa Reşid, Tanzimat Fermanı’nı okudu. Mustafa Reşid, kadro hareketi üyesidir.

1860’larda Tanzimatçılara karşı ilk derin eleştiriler ortaya çıktı. Önde iki adam vardır: Namık Kemal ve Şinasi. Hareket, ‘Yeni Osmanlılar’ adını alır. Yeni Osmanlılar, Tanzimatçıların Batı’yı anlamadıkarını ileri sürdüler. 1867 Namık Kemal’in Paris’e gittiği yıldır. Ardından Londra’ya geçti. 1867, Marx’ın Kapital’i yayınladığı yıldır. Marx ile Namık Kemal, Londra’da aynı sokakta, Dean Sokak’ta oturuyorlar. Büyük olasıkla aynı yerden gazete ve dergi satın alıyorlar. İkisi de tütün tiryakisi, aynı dükkandan tütün satın alıyorlar. İlginçtir, Namık Kemal’in hiçbir mektup ve yazısında Marx adı geçmiyor. Bir soru işareti sayılmalıdır.  Namık Kemal, Tanzimatçıları eleştiriyor, Tanzimatçıların Batı’yı anlamadıklarını not ediyor. Ancak Namık Kemal,  Batı kapitalist burjuva toplumunun ‘ekonomik hareket yasası’nı ortaya çıkartan Marx’tan etkilenmemeyi başarıyor.

Namık Kemal ve Şinasi, kadro hareketi üyesidirler.

II.Abdülhamid (1876-1909) dönemi, bugünün Türkiye’sinde yaşayan bir dönemdir. Bu dönemde bir yandan okur yazar takımı Batı’yı daha iyi izledi, diğer yandan da Abdülhamid’in kendisi Batı reformları yaptı.

Geniş anlamda 19. yüzyılda ortaya çıkan Türk düşünce hayatındakilerin adı, Jön Türk’tür.

Jön Türk soyutlamaları. Bir: Başlangıçta idealist olan hareketler, kısa zamanda entrika, karşılıklı itham ve dedikodu havasına dönüşür. İki: Jön Türkler arasında birbirlerini tökezletme stratejisi siyasi fikirlerin gerçek içeriğini oluşturdu. teorik program ise bu gerçek amacın kamuflajı ve maskesi olarak ortaya çıktı. Üç: Jön Türklerin bir şey düşündüklerine ilişkin pek kanıt yok. Düşüncelerinin başı ve sonu, devleti kurtarmaktır. Dört: Türkler o kadar pratiktirler ki düşünceyi anlamsız sayarlar.

Jön Türklerden Abdullah Cevdet’in söyediği şudur: “Bir ikinci medeniyet yoktur. Medeniyet, Avrupa medeniyetidir.”

Andullah Cevdet, kadro hareketindendir.

Devlet
Osmanlı’da iktidar makanizması Roma’dır. Merkez, farklı kategorilerin temsil eder ve istikrarlı bir denge durumudur. Osmanlı devleti bağımsız üniversite ve kendi halinde şehirlerin, ticari birliklerin, eyaletlerin gelişmesine izin vermedi. İstisnai durumlarda verilen imtiyaz geçicidir ve parçalanmayı engelleme işlevine sahiptir. Devlet, sosyal hayatta rakipsizdir ve devlet dışındaki herşey devletin yaşaması için sadece araçtır.

Osmanlı’nın iktisadi sistemi, yeniden dağıtımcıdır. Dağıtan devlettir, statüye göre dağıtır. Özel mülkiyet yoktur. İktisadi oyunun kuralları ve oyunda kimlerin nerde yer alacağı, devlet tarafından belirlenir. Batı’daki iktisadi yapıdan farklı olarak piyasa yoktur. Piyasa olmadığından piyasadaki kuralları belirleyen bir hukuk sistemi varolmadı.

Osmanlı devlet sistemininin bu yapısı, bugün, Türkiye’de devam ediyor.

Osmanlı İmparatorlukta ortaya çıkan anlaşmazlıkların temeli, bir teoriye göre, sınıf mücadelesi değil devlet memurları takımları arasındaki bir mücadeledir. Memur düzeni, ekonomik kaynak dağılımını gerçekleştirir.

Kadro hareketi, memur düzenini değiştirmedi. Yeniden dağıtımcı düzen hiç değiştirilmedi.

Kafa
Türklerin Batı’yı ve Batılıları değerlendirmek konusunda bir olay: 1990 Yılında, bir Türk bankası bir İngiliz bankasını satın almak istedi. İngiliz istihbarat teşkilatı MI6, Türk bankası hakkında rapor verdi. Raporda, Türk bankasını kontrol eden ailenin geçmişte hukuk dışı işler yapmış olduğundan dolayı İngiltere’de banka sahibi olmasının doğru olmayacağı uyarısı vardır. Bir batı bakışıdır. 

2006 Yılında bir Türk bankası, bir Yunan bankası tarafından satın alındığında Türk gazetelerindeki köşe yazarları şunu yazdılar: “Güzel. Demek ki Yunanistan sermayesinin Türkiye’ye güveni var.” Bu yeter bir kanaattir ve şu soru sorulmuyor: Biz Yunanlılara güveniyor muyuz?

Osmanlı’da iktisadiyatındaki zihniyet bugün Anadolu’da yaşıyor. Bir iş güç kaygısıyla ömür tüketmeyen ve kafasında oluşturduğu bir parayı elde ettiğinde işi gücü bırakan ve keyfine bakan bir insandır bu. Mesela, Sadullah Paşa, Belin’den döndükten sonra bir gün Sahaflar Çarşısı’na gidiyor. Bir kitapçıdan birkaç kitap alıyor. Dükkandan ayrıldıktan sonra aklına başka bir kitap daha geliyor, dönüyor. Dükkanın önüne gelince dükkanı kapalı buluyor.
Yanındaki dükkanlara kitapçının nereye gittiğini soruyor: ‘Akşama kadar bekleyecek değildi ya! Size birkaç kitap sattı. Bugün ki yiyeceğini temen etti. Dükkanı kapadı ve gitti’ cevabını alıyor.

Toplum
Türk toplumun açıklanmasında Platonik Model  kullanılmalıdır: Toplum üç sınıftan oluşur. Bir: Koruyucular. İki:Köylüler. Üç:Görenler. Tez budur.

Modelin iki varsayımı vardır. Bir: Hayattaki herşey gerçek dünyadakilerin bozulmuş bir yansımasıdır. İki: İktidardakilerin iktidarda olmaları tanrı iradesine bağlıdır.

İlk varsayıma göre, hayat geçicidir ve bu hayatta olan herşey herşey kötü ve anlamsızdır. Gerçek olan ve bilmediğimiz şeyler uğruna, bu hayatı harcamalı ve kendimizi yok etmeliyiz.

İkinci varsayımın ima ettikleri ise şunlardır. Bir. Koruyucular açısından: İktidarda olan herkes doğal olarak buradadır ve yaptıkları meşrudur. Bu küçük ve güçlü şebekenin doğal üyeleri her istediklerini yapabilirler. Şebekenin güvenlik ve refah garantileri sağlanmıştır.  İki. Köylüler açısından: Doğal bir toplumsal düzen vardır ve bunu sorgulamak ilahi düzene başkaldırıdır. Herkes hak ettiği hayatı yaşar.

Koruyucular, her türlü tartışmanın ve seçimin üzerinde olanlardır. Onlar oradalar, çünkü oradalar. Köylüler, cılalı taş devrinden beri geliri dışsal faktörlere bağlı taifedir. Her kim ki gelirini belirleme şansına sahip değildir, köylüdür.

Görenler sınıfının Batı’daki karşılığı aydın takımı olmalıdır. Türkiye’de aydın yoktur. Türkiye’de olan, Türk toplumundaki koruyucularla organik bağları olan ideoloji adamlarıdır. Slogan bulurlar, adlandırma işleri yaparlar, tarih yazarlar, film yaparlar, reklamları hazırlarlar, çocukları eğitirler, yorumcudurlar.  Şüphesiz istisnai adamlar vardır.

Model, yeniden dağıtımcı ekonomik sistemin işlemesi içindir.

Kadro
Bugün ekonomi politik bağlamında gerçek şudur: Özal yaşıyor. Özal bir pratik adamıdır. Yaşaması kişi olarak öneminden değildir. Kadro hareketi içinde olmasındandır. İnönü, Menderes, Demirel bu hareketin içindedir.  Cumhuriyetten yana olduğunu söyleyen bir kral, Özal pratiğine uyar. Özal’a göre Cumhuriyet aslında Batı’dır ve kral olan kendidir. İşlevi ise, Batı modelinin sızması karşısında Türkiye’deki kimlik yönsüzlüğünün daha belirgin, derin ve sürekli olmasını sağlamaktır. Böylece, Türkiye’nin Batı’yla ilişkisi kurgulanmış sistem içinde kalacaktır.



Bu yazı 588 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Temmuz 2012 korku zamanın kaybedilmesidir
    • 4 Nisan 2012 Nietzche bir gelecek tarihçisidir
    • 7 Mart 2012 Mesele Bir Şapka Meselesidir
    • 6 Şubat 2012 Yerliler 1986 Nereye
    • 26 Ocak 2012 Bakış açın yoksa, sen yoksun
    • 9 Ocak 2012 kıyamam sana
    • 22 Kasım 2011 İtalyan Düşü
    • 16 Kasım 2011 evine dön
    • 3 Kasım 2011 İktisatçı
    • 1 Kasım 2011 Arzu
    • 27 Ekim 2011 Ayakta kalmak
    • 11 Ekim 2011 Yöntem
    • 29 Eylül 2011 yalan
    • 16 Temmuz 2011 Kendin olmak bir saldırıdır
    • 22 Haziran 2011 kaçış
    • 26 Mayıs 2011 obama’ya açık mektub
    • 23 Mayıs 2011 kafka’nın dûnyasındayım (*)
    • 18 Mayıs 2011 geçmiş sonradan gelir
    • 14 Mayıs 2011 hakikatin rengi yeşildir
    • 11 Mayıs 2011 halk günü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,217 µs