En Sıcak Konular

Avni Özgürel


Avni Özgürel
0 0 0000

Krizle beslenmek





Gazetecilikte 37 seneyi geride bıraktım. Bu zaman zarfında ülkemde rejim krizi yaşanmayan bir dönemi hatırlamıyorum, eskilerden okuyup dinlediğim de aynı tablodur. Kısa soluk aldığımız dönemler olmadı değil; ama her defasında bünyemiz yeniden adrenalin salgılamaya başladı.

İmparatorluk dönemini geçiyorum. Zira Osmanlı'nın son çeyrek asrında olanlara 'kriz' demek vahameti izaha yetmez. Cumhuriyet rejim tartışmaları arasında doğdu. Atatürk'lü yıllarda, 1920-1938 arasında (1935 sonrasında Cumhuriyet'in kurucusu fiilen geri plandadır) gerek 'İkinci Grup' denilen CHP iç muhalefetinin, gerekse Atatürk'ün çok partili düzene geçme arzusunun ifadesi olan Terakkiperver ve Serbest Fırka teşebbüslerinin 'rejim krizleri'yle noktalandığını biliyoruz. Katılmadığımız, ama katılmış ülkeler kadar etkilendiğimiz 2. Dünya Savaşı'nı, ardından Rusya'nın baskısını ve Batı'dan gelen 'Çok partili hayata geç' telkinlerinin neticesi olarak açılım çabalarını içine alan 1940-1950 devresi de 'buhran' yıllarıydı.

1950'de iktidara gelen Demokrat Parti'nin 'rejim' tartışmaları arasında çalışmaya başladığının kanıtı gazete arşivleri ve hatıratlardır. 27 Mayıs ihtilalini yapan kadronun önde gelen isimleri, ilk darbe toplantısını DP'nin seçimi kazandığı günün akşamı yaptıklarını söylüyor. Menderes'in ayaklarının yerden kesilmesi 1954 seçimleri sonrasıdır. Bu yüzden DP, bir dizi aymazlık içinde ve kıl payı kazandığı 1957 seçimlerinden 1960 darbesine kadar tek gün bile 'rejim' tartışmalarından yakasını kurtaramadı. 1959 sonrası tam anlamıyla alacakaranlıktır. 27 Mayıs'la başlayan devrede ihtilalcilerin ifadesiyle 'meşruiyetini kaybetmiş' sayılan DP'ye yönelik bir suçlama: Yüzde 43 oranında oya karşın Meclis çoğunluğunu elde etmiş olmak!

Rahmetli Ali Fuad Başgil'in cumhurbaşkanı adayı yapılmak istenmesi karşısında ihtilalcilerin yeniden silaha sarılıp kimsenin Cemal Gürsel'e karşı çıkmamasını sağladıklarını, ek tedbir olarak yeni kurulan partilerin liderlerine 'sadakat' belgesi imzalattıklarını da unutmamalı. Adalet Partisi'nin, ihtilal kadrosunun öfkeli bakışları altında girdiği ilk seçimde yüzde 35 oy alıp CHP'yle aynı noktaya gelişini kabullenmeyen askeri idarenin İsmet İnönü'nin başkanlığında hükümet kurdurmak için, AP'nin rakibi iki partiye yaptığı baskıyı, albay Talat Aydemir'in 22 Şubat-21 Mayıs darbe girişimlerini ve tabii bu süreçte AP'nin '27 Mayıs ruhu'yla taşlandığını vs. kaydetmek gerek.

Mesleğe başladığım 1968'in akabinde ülke derin bir 'rejim krizi'ne sürüklendi. Süleyman Demirel üzerinde iç ve dış baskılar had safhaya çıkmış, AP liderinin yeğenini ve eşini içine alan suçlama ve dedikodular doruğa tırmanmıştı.

Sonra 12 Mart geldi. Rejimi kurtarıp devrim yapmak isteyenler 9 Mart 1970'te iktidara el koymayı planlamıştı, ama Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç tabloyu, siyaseti bütünüyle dışlamayan 'kısmi darbe'ye çevirerek oyunu bozdu. Türkiye radyolarının öğlen ana haber bülteninin 'AP Genel İdare Kurulu Demirel'i genel başkanlık görevinden azletmek üzere toplandı' haberiyle açıldığı dönemdir bu. Peşinden 'rejim koruculuğu' görevi ve 'beyin takımı' sıfatlı Nihat Erim kabinesi kuruldu. Türkiye'nin her derin kriz döneminde Dünya Bankası'ndan bir ekonomi komiseri gelmesinin başlangıcıydı bu. Sonraki 10 yıl karabasan gibi geçti. İsmet İnönü'nün Bülent Ecevit'e yenilip sahneden çekildiği, 'Demirel bir daha başbakan olur mu' diye sorulduğunda 'Güldürmeyin beni' diyerek 12 Mart'ın ruh halini yansıtan Adalet Bakanı İsmail Arar'ın sözlerine inat Milliyetçi Cephe koalisyonlarını kurduğu, Bülent Ecevit'in AP'den istifa ettirdiği 11 milletvekilini bakan yaparak iktidar olma çabalarını da müzmin 'rejim krizi' hanemize dahil etmek lazım. Ve nihayet 12 Eylül darbesini.. Sonrasını başka bir gün yazarım.

Bu yazı 111 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Mart 2009 Kim faşist?
    • 27 Haziran 2007 Din, diyanet aleyhtarlığı kime yarar?
    • 1 Kasım 2006 Öncelikli tehdit, yakın tehlike
    • 31 Mayıs 2006 Krizle beslenmek
    • 4 Mayıs 2006 test 6
    • 4 Mayıs 2006 test 5
    • 4 Mayıs 2006 test 4
    • 4 Mayıs 2006 test 3
    • 4 Mayıs 2006 test2
    • 4 Mayıs 2006 test için eklenen başlık 1
    • 3 Mayıs 2006 Erdoğan, Çankaya ve Demirel

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,598 µs