En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Alacakaranlık kuşağı



Birkaç kavram yüzünden, bıraksak, herkes birbirine girecek. Tartışmalardan beslenenlerin kavram fetişizmini anlamak mümkün de, devletin yetkili koltuklarında oturanların veya o koltuklara tâlip olanların tavrı anlaşılır gibi değil.

Milliyetçilik... Ulusalcılık... Irkçılık... Kafatasçılık... Bu kavramlar gündeme yeni düşmedi elbette, hayli zamandır tartışılıyor; ancak Hrant Dink suikastı sonrasının kaypak zemininde, tartışmanın boyutu bizleri birbirimizin gözünü oyar hale getirmek üzere... Kendilerini 'milliyetçi' olarak tanımlayanlar da, “Milliyetçilik tehlikelidir” görüşünü benimseyenler de savunduklarının tam tersi sonuçlar doğuracak biçimde davranıyorlar.

“Milliyetçilik tehlikelidir” diyenler tehlikeyi kendi elleriyle besliyorlar; kendilerini 'milliyetçi' olarak tanımlayanlar ise birleştirici olmaları gerekirken 'bölücü' bir tavrın savunucusu haline dönüşüyorlar. Başka coğrafyalarda 'entel özentisi' olarak karşılanacak bir tartışma, bizim ülkemizde, sonu cinayetle biten ve başka cinayetlere yol açma potansiyelini içinde barındıran bir saatli bomba halini alıyor.

Gerçekten hazin bir durum bu.

Tam, 'milliyetçilik' odaklı tartışmaların sürüklediği alacakaranlık kuşağında, “Irak'taki etnik çatışmalara bakarak iç barışın ne kadar kırılgan olduğunu nihayet gördük” noktasına geldiğimizi düşünecekken, bu defa 'lâiklik' kavramı yeni bir ayrılıkçı unsur olarak tartışma gündemimize sokuluverdi.

Her yıl belli açıklamaların yapılmasını gerektiren bir 'vesileler takvimi' vardır ülkemizin. 24 Temmuz 'sansürün kaldırılışı ve basın bayramı' olarak ayrıldığı için herkes konuyla ilgili birkaç cümle sarf etme ihtiyacı duyar. Aralık ayı sonlarında 'Menemen Olayı' hatırlanır -evet her yıl hatırlanır- ve 'irtica' kavramı tartışma gündemimize girer. Şu günlere denk düşen 'lâiklik' ilkesinin anayasaya girişinin yıldönümü de o kavramı tartıştırma vesilesidir ülkemizde; nutuklar atılır, demeçler verilir, herkes kavrama nasıl (genellikle başkalarından 'farklı') baktığını kayıtlara geçirme derdine düşer.

Oysa kavramlar, özellikle devletin nitelikleriyle ilgiliyse, ahalinin hayatını 'olumlu' etkilemek için benimsenirler. Anayasa, 'lâiklik' ilkesini de, 'Türkiye Cumhuriyeti' ile ilgili 'nitelikleri' sıralarken saymıştır. Türkiye'nin gıpta ettiği bazı Batı ülkelerinin de aralarında bulunduğu pek çok ülkenin anayasasında 'lâiklik' ilkesi yer almaz bile. Batı ülkelerinin bazısı, anayasası 'lâiklik' ilkesine yer vermese de, lâiktir; fakat bazı ülkeler bizim anladığımız anlamda 'lâik' de değillerdir. İngiltere'de taçın sahibi Kilisenin de başıdır sözgelimi...

Lâik ülkeler de, lâikliği benimsememiş olanlar da, bunu, devleti doğuran şartlar ışığında ele alır. İngiltere'de kilise 'ulusal' bir kurumdur, kilisenin başının kraliçe (veya kral) olması bu yüzden gerekli görülmüştür. ABD'de ise 'lâiklik' ilkesi 'din ve vicdan özgürlüğü' çerçevesinde değerlendirilir ve devletin din özgürlüğünü kısıtlayıcı yasa çıkartamayacağı anayasal bir kurala dönüştürülmüştür.

Bütün kavramlar, tanımlamalar, bireyleri daha güvenli ve huzurlu hale getirerek anayasal düzeni sağlamlaştırmak için öngörülmüştür demokratik ülkelerde; kavramlar üzerinde tartışmalar çıksa bile, bunların toplumun huzurunu bozacak raddeye vardırılması düşünülemez.

Milliyetçilikten lâikliğe uzanan günümüz tartışma zemini ise, çok karmaşık bir coğrafyada bulunan Türkiye'yi zayıflatan bir etkiye sahip. Dünyanın çeşitli köşelerinde insanlar etnik ve mezhebî takışmalar yüzünden gözünü kırpmadan birbirini öldürebiliyor; son örneğini sınırlarımızın hemen ötesinde -Irak'ta- bizler de müşahede edebiliyoruz, ama ayrılık tohumlarını kendi elimizle ülkemize serpmeden de duramıyoruz.

Kendimize de ülkemize de yazık ediyoruz.


yenişafak



Bu yazı 44 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,865 µs