En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

İrtica nerede?



Son zamanlarda "laikçi" kesimlerde yeniden yükselmiş görünen irtica endişesi nereden kaynaklanıyor?.. AK Parti irticai denebilecek yeni ataklar mı yaptı; takiye yaptığına dair birtakım bilgiler mi ortaya saçıldı da korkular yine depreşti? AK Parti'nin toplumun bütününden koptuğunu, yüzünü tekrar kendi küçük cemaatine döndüğünü söyleyenler bunu neye dayandırıyorlar?

İktidarın üç yılına baktığımda doğrusu ben, 3 Kasım öncesinde had safhada olan korkuların artması için bir sebep göremiyorum. AK Parti, iktidar olduğu bu dönem içinde, geniş kesimlerin içlerinde taşıdıkları "Türkiye'yi İran'a çevirecekler" korkusunu besleyecek herhangi bir şey yapmadı.

Evet, bu üç yıl içinde "daha muhafazakâr bir toplum yaratma" yönünde bazı denemeleri oldu iktidarın. Bunlardan biri zinayla ilgili tartışmaydı. Bir başkası "Kırmızı Sokak" denemesiydi. TCK ile ilgili tartışmalarda da "aile değerlerinin korunması" adı altında, devletin insanların yatak odalarına karışmasına yol açabilecek kimi maddelerin sokuşturulmaya çalışıldığına tanık olduk. Buna benzer başka örnekler de vardır şu anda hatırlayamadığım.

Ama önemli olan şu ki, bütün bu atakları etkili bir kamuoyu tepkisi ve çok çabuk atılan geri adımlar izledi hep. Sonuçta, benim hatırlayabildiğim, bu üç yıl içinde AK Parti kamusal alanın muhafazakârlaştırılması yönünde herhangi bir adım atmadı-ya da atamadı. Yani, hükümet üzerindeki demokratik denetim mekanizması işledi, toplum kendi yaşam tarzına müdahaleye geçit vermedi, onu korumayı bildi.

Öteden beri hep yazdığım gibi, rejimin gerçek teminatı bu duyarlılıktır, bu duyarlılık bundan sonra da böyle devam edecektir ve zaten demokratik ülkelerde böyle olması da normaldir.

Öyleyse sorun nerede?

Bana kalırsa sorun, laikçi kesim dediğimiz kesimin, hükümetin icraatını değil, hükümet üyelerinin yaşam tarzını ülke için bir tehdit olarak görmesinde... "Kriz konusu" olan birçok olay, hükümetin toplumu dindarlaştırma girişiminden değil, hükümet üyelerinin özel yaşamlarından patlak veriyor.

Tek tipçilik öylesine içlerine sinmiş ki, ülkeyi yönetenler yönettikleri toplumun ortalamasına benzemek zorundaymış gibi bir kanaate sahipler. "Madem ki bizi temsil ediyorlar, bizi yönetiyorlar, öyleyse 'bizim gibi' olmak zorundalar!" Düşünce bu. Tabii, "bizim gibi"den kasıt da genellikle devletin çizdiği vatandaş prototipi oluyor. Ne zaman bu prototipe uymayan bir tabloyla karşılaşsalar hemen telaşla bağırmaya başlıyorlar: "Bizi de mi böyle yapacaklar?"

Bir bakan eşiyle ayrı masalarda yemek yiyince bu yüzden olay oluyor. Bir yüksek bürokratın evinin kapısındaki ayakkabılar bu yüzden basının manşetlerine çıkabiliyor. Bakanların ya da milletvekillerinin eşlerinin kıyafetleri, aile ilişkileri, eğlenme biçimleri, ahlak anlayışları, düğünleri dernekleri bu yüzden birer "suç delili" gibi algılanıyor.

Burada dikkat çekmeye çalıştığım nokta şu: Sizi yönetenlerin muhafazakar yaşam tarzını beğenmemeniz, yadırgamanız normaldir. Edep ve yasa sınırları içinde eleştirmeniz de. Yanlış olan yadırgadığınız her davranışı "suç" gibi görmek, şeriat suçunun delili gibi sunmaktır.

Aslına bakarsanız, laikçi kesimin AK Partililerin yaşam tarzını böyle problem yapması, AK Parti iktidarına karşı çok keskin muhalefet içinde görünen bu çizginin, özünde nasıl derin bir teslimiyet içerdiğini de ortaya koyuyor. "Kendisi böyle yaşıyorsa, beni de böyle yaşatmaya çalışması doğaldır!"

Bu mantık tersten bir biçimde, iktidardakilerin halkın yaşam tarzını dönüştürme "hakkını" da meşru görmüş oluyor.



Bu yazı 274 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,541 µs