En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

Kuzey Irak’la kriz: Ticaret üzerinden Siyaset...



Hafta sonu dahil, üç gün yurtdışında Ortadoğu konulu, 268 kişinin katıldığı uluslararası bir toplantıdaydım. İsrailliler, Filistinliler, Suriyeliler, Lübnanlılar, Iraklılar, Ürdünlüler, İranlılar, Suudiler, Mısırlılar, Yemenliler, Türkler ve tabii ki çok sayıda Amerikalı. Katılımcılar, siyasi görev almışlar ve halen görevde bulunanların yanı sıra, esas olarak, akademik ağırlıklı idi.

Irak ile, daha doğrusu Iraklı Kürtlerle, petrol ürünleri sevkiyatı konusunda patlak veren “yeni kriz”i öğrendiğimde toplantı sona ermişti. Ama, daha dağılmamıştık. Türkiye’den bana iletilen bilgiler üzerine, bulduğum Iraklılarla konuyu konuşmaya ve olan-biteni “Irak cephesi”nden öğrenmeye çalıştım. Onların haberi yoktu. Daha ziyade, Irak Milli Petrol Şirketi SOMO ve nasıl çalıştığına ilişkin bazı bilgiler ilettiler.

Aralarından biri, Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin Dış İlişkiler sorumlusu Sefin Dizai idi. Mesut Barzani’nin bir numaralı dış politika danışmanı. Kendisinden bir önce, aynı pozisyonda bulunan Hoşyar Zebari, Irak Dışişleri Bakanı olalı beri, yani 2003’ten beri, onun yerini almıştı.

Sefin Dizai, bana, “Bundan iki ay önce Bağdat’ta bu konunun konuşulduğunu işittim. Irak’a Türkiye’den giren işlenmiş petrol ürünlerinin dağıtımında gecikmeler ve vilayetlerin ihtiyaçlarına göre aksamalar olduğu için, bunun yeniden düzenlenmesi üzerine konuşuluyordu. Anladığım kadarıyla, SOMO, Türkiye’den giren ürünlerin, önce Beyci’deki depoya gelip oradan dağıtılması yerine, giriş noktasında bulunan Dohuk, ardından Erbil ve Süleymaniye vilayetlerinin kendilerine ayrılan payı teslim almasına ilişkin bir düzenleme yapmış” dedi.

Söz konusu üç vilayet, Irak’ın yeni anayasal federal yapısında, “Kürdistan Federal Bölgesi”ni oluşturuyorlar. SOMO’nun petrol ürünleri taşıyıcı şirketlere, “Bundan sonra işinizi Kuzey’deki yetkililerle yapın” şeklindeki yazısından kopan bir fırtına söz konusu olmalı.

Konuya “ticari yön”den bakıldığında, yazıda istenen şarta uyulması halinde şirketlerin uğrayacağı bir kayıp gözükmüyor. Ama ortada, anlaşıldığı kadarıyla, Türkiye’nin Irak Kürt yetkilileriyle muhatap olunmasına “alerji”sinden ve ilişkileri “Kürt olmayan merkezi otorite” ile düzenlemek istemesinden kaynaklanan bir “siyasi sorun”  var.

***

Son fırtınanın başlangıç noktası, SOMO’nun Türk şirketlerine birer yazı göndermesi ve yazıda “Söz konusu kontratlar ... tarihinde sona ermiştir. Ancak, Türkiye üzerinden Irak’a petrol sevkiyatına devam etmek istiyorsanız., kuzey vilayetlerindeki ilgili yetkililerle temasta bulunun” demesi ve şirketlerin Dış Ticaretten sorumlu Devlet Bakanlığı’na “Ne yapalım?” başvurusunda bulunmalarına gidiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Böyle bir yazı yok” açıklaması, hükümetler arasında böyle bir yazının olmadığını açıklıyor. Ama, zaten, daha önceki durumda da hükümetler arasında böyle bir yazışma ya da anlaşma olmamıştı. Konu, SOMO ile şirketler arasında düzenlenmişti.

Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen’in “Türkiye’yi test etmek isteyen bedelini öder” şeklindeki ilk sert tepkisi ve dünkü basın toplantısı, konunun “siyasi” yönünün “ticari” tarafının üzerinde olduğunu ortaya koyuyor.

Nitekim, dün Sefin Dizai ile bir kez daha temas ettiğimde, konudan yine haberli gözükmedi ama bir “Kürt SOMO’su olmadığını”, dolayısıyla SOMO’nun Türk şirketlerine gönderdiği yazıda sözünü ettiği “Kuzey’deki yetkililer”in, kuzey vilayetlerinin (Dohuk, Erbil ve Süleymaniye) “akaryakıt ve enerji” ile ilgili birimleri olabileceğini söyledi. Kuzey Irak’ta, Türkiye’den gelen kırmızı ve beyaz etin alımının durdurulmasının gerekçesine ilişkin sorumu ise “İçerde hayvancılıkla uğraşanlar, dış rekabete dayanamadıkları için şikayetçiydiler. Ya ithal et ürünlerine yüksek vergi konulmasını ya da alınmamasını talep ediyorlardı. Aynı sorun, Suriye’den domates ithali konusunda da, içerdeki domates üreticilerinin itirazlarından ötürü mevcut” cevabını verdi.

Sefin Dizai, Kürt tarafının tavrında herhangi bir “siyasi dürtü söz konusu olmadığı”nda ısrar ederken, Türkiye’den yapılan açıklamalar, Türkiye’nin konuya “siyasi” yaklaştığı izlenimini veriyor.

***

Türkiye’nin tutumu, “Irak’ta petrolün tüm bölgelerde tüm Irak halkına ait olduğu”na ilişkin “merkezi otorite”ye gönderme yapabileceği anayasa hükmüne dayanıyor. Ancak, Irak Anayasası’nın 110. maddesi böyle demekle birlikte 111. maddesi  “federal hükümet”in yani “merkezi otorite”nin petrol ve gaz dağıtımı ve işletmesini, “vilayetler ve bölge hükümetleriyle birlikte” ve bunu “bölgelerin ihtiyaçlarına göre” yapacağı hükmünü içeriyor. Ayrıca, 113. maddede ise “gümrüklerin bölge hükümetleri ve vilayetler ile eşgüdüm halinde yönetileceği ve düzenleneceği” hükmü yer alıyor.

114. madde ise, “federal hükümetin özgün yetkileri içinde bulunmayan tüm yetkilerin bölgeler ve vilayetler” tarafından kullanılacağına işaret ediyor. Bunun dışında, 115. maddede, “Irak Cumhuriyeti’ndeki federal sistem, ademi merkeziyetçi bir başkent, bölgeler ve vilayetler ve yerel yönetimlerden oluşur” denilerek, Irak’ın “rejim yapısı” ortaya konuyor.

Bir de dikkat edilmesi gereken, 116. madde var. Şöyle:

“Bu Anayasa, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Kürdistan bölgesi ve onun mevcut bölgesel ve federal yetkililerini tanır.”

Irak Anayasası’nın bütün bu maddelerini, içerikleriyle birlikte alt alta sıralamamızın sebebi şu: SOMO dahil, Iraklı yetkililer, Türkiye’den gelen “resmi tepki”ye, bu anayasa maddelerine bağlı kalmaları halinde, “Bu, bizim tümüyle bir iç düzenlememizdir. Türkiye’yi ilgilendiren bir tarafı yok” karşılığını verebilirler.

Türkiye’nin “resmi sıkıntısı”; hala Irak’ın “federal yapısı”nı, bu federal yapı içinde “Kürdistan” adlı bir bölgenin yer aldığını ve bu bölgenin, Irak Anayasası ve bu arada “merkez” tarafından öngörülen  bir “iç işleyişe” sahip olduğunu, henüz tam manasıyla hazmetmemiş olmasından kaynaklanıyor. Bu bölgenin, Türkiye’nin doğrudan muhatap olmak istemediği “yetkilileri” de mevcut. “Merkezi Irak”ın Cumhurbaşkanı’nın, Dışişleri Bakanı’nın ve Birinci Başbakan Yardımcısı’nın  “Kürt” olduğu da sanki pek dikkat nazarına alınmıyor.

Bağdat’ta “meşru” kabul edilen, Ankara tarafından “meşru” görülmemekte ısrar edildiği ölçüde ve sürece, Türk taşımacıları ve diğer iş sahiplerinin canı hayli acıyacak.

Elbette, Türkiye’nin de elinde, Irak’ın kuzeyini acıtacak araçlar mevcut. Bunları kullandığı takdirde, Kuzey Irak’ın canını çok acıtır.

Yani, konu, “ticaret” üzerinden “siyaset”...

Referans



Bu yazı 262 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,632 µs