En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Türkiye'deki temel çelişki



Türkiye, Hrant Dink'i öldüren(ler)in, kurşunları aslında kendisine (bugünkü istikrarına ve gelecekteki refahına) kustuğunu bu defa anladı; bereket anladı... Dün neredeyse bütün gazeteler hem hisli hem de akıllı değerlendirmelerle çıktı; televizyon ekranlarında -neredeyse istisnasız- suikatın hedefinin Türkiye olduğunu vurgulayan yorumlar yapıldı.

Bu önemli bir gelişme...

Kendime pay çıkarmak istemem, ama bir gerçeğe işaret etmek de benim görevim: Hrant Dink'le ilgili en duygu yüklü manşeti Yeni Şafak atmıştı dün: 'Hrantımıza Kıydılar'... Lâfı eğip bükmeden, araya farklılığı vurgulayıcı bir mesafe koymadan, öylesine mâsum bir doğallık içerisinde, 'Hrantımız' diyebildi Yeni Şafak...

Aşağıda okuyacağınız satırlar da Yeni Şafak yazarlarının dün sütunlarına yansıttıkları samimi hisler... Hangi satırların kime ait olduğu merakını ortadan kaldıracak kadar birbirine yakın hisler bunlar:

“Can evimden vuruldum. Bir dostumu, Hrant Dink'i kaybettim, onu katlettiler. Yazı yazacak halim yok mecalim yok. Üzüntüm ve öfkem arasında sıkışmış bir haldeyim. / Öldürenlere, sevinenlere lânet olsun!”

“Doğu Konferası'ndan arkadaşım, Ortadoğu yollarından yoldaşım Hrant Dink katledildi. / Ne diyeceğimi bilemiyorum. / İçim yanıyor. // Ermeni'ydi. / Bu ülkenin çocuğuydu. / Bu ülkeye bağlıydı. / 1915'i elbette büyük bir acıyla anmakla beraber, o acıya asla yenik düşmedi; 1915 kâbusunun Ermenileri ve Türkleri esir almasına gönlü asla razı olmadı; o kâbusun aşılması ve bu ülkenin rahatlaması için elinden gelen her şeyi yaptı. // Ne söylediyse, ne yazdıysa bu ülkenin selâmeti için söyledi ve yazdı.”

“Ömrünü, zihnini ve nihayet hayatını Türkiye'nin ilerlemesi, büyümesi ve demokratikleşmesine adayan bir özgür beyin. Türkiye onu kaybetti. Kaybeden Türkiye oldu, çünkü Hrant, kendisini anlamak istemeyenlerin hepsinden daha çok Türkiye âşığıydı ve ülkeye katkısı hepsinden çok daha fazlaydı. Daha fedakârdı… Üzerine en çok gelindiği zamanlarda, canının en sıkkın olduğu anlarda bile, 'Bu ülkeyi terk edemem, yolda kederden ölürüm' diyebilecek kadar… Ne yazık ki onu, sahip çıkamayarak, koruyamayarak şimdi biz öldürdük. // Saatler geriye dönebilse de onu kucaklayabilsek, kurşunları önleyebilsek, Hrant'ı kurtarabilsek…”

“Hrant Dink, Türkiye'yi hepimizden çok seven, sevebilen, belki de affedebilen son hümanist arkadaşım. / Senden sonra affetmek mümkün olabilecek mi, bilmiyorum...”

O başlığın atıldığı, yukarıdaki satırların çıktığı gazetenin okurları da, hiç kuşkum yok, Hrant Dink'i görmemiş-tanımamış olsalar bile, bizlerin hislerimizi paylaştılar...

Ne oluyoruz? Hrant Dink, Ermeni ve Hıristiyan değil miydi? Yoksa bizler mi 'gizli din' taşıyoruz? İki sorunun cevabı da kocaman bir “Hayır”... Bir Ermeni ile Türk'ün, bir Hıristiyan ile Müslümanın, öyle kalmaya devam ederek de yakın arkadaş, dost ve yoldaş olabileceğinin örneğini teşkil ediyor o manşet ve yorumlar...

Bir gerçeği daha: Bugünün Türkiyesi'nde temel çelişki, bazılarının kabul ettirmeye çalıştığı üzere, din eksenli değildir; herhangi bir Türk'ün Ermeni (veya bir başka azınlık mensubu) ile bir sorunu yoktur. Farklı dinlerden ve farklı kökenlerden insanlar biraraya gelebilir, ülke sorunlarını tartışabilir ve farklı din / farklı kökenden olmaya devam edebilirler...

Türkiye'deki temel çelişki, Türkiye'deki temel çelişkiyi yanlış yerde arattıranlar ile he-pimiz arasındadır...

Hrant Dink'i de onlar yüzünden kaybettik zaten...

Yenişafak



Bu yazı 91 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,002 µs