En Sıcak Konular

Ahmet Kekeç


Ahmet Kekeç
0 0 0000

Sepet meselesi...



Takıntı yaptığım düşünülebilir ama ben medyadaki bir tavrın, ‘eksen kayması’ olarak nitelendirilebilecek bir tavrın deşifre edilmesi gerektiğini düşündüğüm için yazıyorum.

Kimseye bir husumetim, bir garezim yok.

Hatta, takıntıya konu olan şahısla iyi ilişkiler kurulabileceğini de zannediyorum.

Muhtemelen iyi bir insandır, rakiktir, duyarlıdır, sevinçleri ve acıları vardır, mutlaka kalbi olan her insan gibi içten içe kırılıyordur.

Falan filan da, bu insan aynı zamanda sürekli eleştirilen bir tavrın sahibi, yaratıcısı, sürdürücüsü de olabiliyor.

Kimseye bir husumetim yok ama, bu demek değil ki, sürekli eleştirilen o tavrı, bir an önce medyadan elini ayağını çekmesi gereken o tavrı eleştirmeyeceğim.

Bu köşenin kadim okuyucusu bilecektir; hayatım, neredeyse, Ertuğrul Özkök ve türdeşlerinin çelişkilerini, manipülasyonlarını, düpedüz yalanlarını teşhir etmekle geçti.

Ertuğrul Özkök başarılı bir adam.

Bunu duymaktan çok hoşlanıyor. Ben de hoşlandığı şeyi yinelemekten hoşlanıyorum.

Fakat ‘başarılı olmak’ nedir ki?

Her türlü başarının altında ‘rekabet’ vardır ve rekabet her zaman ahlaktan güçlüdür. Niçin ‘ahlak’ı da bir yordam olarak benimsemeyelim?

Ne olur yani?

Biraz da başarısızlıkla sınansak ne olur?

Sonuçta nasıl anıldığın, ‘itibar skalası’nda nasıl bir yer işgal ettiğindir önemli olan... Ertuğrul Özkök ismiyle ‘itibar’ sözcüğü, ne yazık ki, iyi bir ikili oluşturmuyorlar. Bu sadece benim kanaatim değil, sesi çok çıkan ‘azgın azınlık’ ve sokaktaki insan da böyle düşünüyor.

Zaten o da, anladığım kadarıyla, itibar meselelerini pek sallamıyor. Belki de hafızasızlığımıza güveniyor.

Mesela, gözümüzün içine baka baka, iftira ve hakaretlere göğüs gererek iddialarının doğruluğunu ‘zaman adı verilen mahkemeye bıraktığını’ ve sonunda nasıl haklı çıktığını anlatabiliyor: ‘En büyük müttefikim zamandır. En adil mahkemedir o. İşte yine o adil musahhih geldi ve elimden tuttu... Davamı hep orada açarım...’

Elbette en adil mahkeme zamandır. Davayı hep orada açmak lazım...

Fakat, ‘zaman’ adı verilen mahkeme, bazen ‘kontrpiye’de bırakabiliyor insanı. Tıpkı ‘teslis-testis’ yazısında olduğu gibi, tıpkı ‘biat medyası’ yazısında olduğu gibi, tıpkı ‘ayrı bir masada oturan hüzünlü bir kadın’ yazısında olduğu gibi...

Özkök, hatırlayacaksınız, eşini arka masada bırakıp ‘erkek erkeğe’ yemek yiyen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı yerden yere vurmuştu. Yazısını, ‘dışlanmış, yalnız bırakılmış, erkekler dünyasında var olmasına izin verilmemiş kadınlar, bizim kadınlarımız’ türünden yürek parçalayıcı ifadelerle süslemeyi de ihmal etmemişti tabii.

İşte zaman geldi çattı, kadınlarımızın sadece Binali Yıldırım’lar marifetiyle değil, çağdaşlığı kimselere bırakmayan Deniz Baykal’lar eliyle de dışlandığı, yalnız bırakıldığı ve tanımlandığı (mesela, ‘Karım sepet mi ki yanımda taşıyayım?’ demişti) ortaya çıktı...

Doğrusu, Özkök’ten, şöyle dokunaklı bir ‘sepet yazısı’ beklerdim.

Bu kelimeyi (sepeti) ‘talihsiz’ bulmak yetmez.

Özkök, ‘zaman adı verilen mahkeme’den haklı çıkmak istiyorsa, bize derhal bir ‘sepet yazısı’ derleştirmek zorunda.

Star



Bu yazı 104 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz ve empati
    • 5 Temmuz 2012 Hükümeti ve cemaati çökertecek tek isim
    • 26 Haziran 2012 Ben olsam bu gazetecileri sürerdim cepheye
    • 20 Haziran 2012 Bu yazıyı Kürt kardeşlerim okusun
    • 4 Haziran 2012 Nerede bu inek?
    • 28 Mayıs 2012 Kana kan istermiş!
    • 14 Mayıs 2012 ‘Kes zırvalamayı’
    • 1 Mayıs 2012 Menderes de cami yıktırmış... Ne utanmaz adamlarsınız siz!
    • 20 Nisan 2012 Erol Özkasnak
    • 12 Nisan 2012 Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?
    • 10 Mart 2012 ‘Zavallı Başbakan’
    • 29 Şubat 2012 Paşa niçin kendini öptürmedi?
    • 27 Şubat 2012 Bizi yormayın kardeşim
    • 17 Şubat 2012 Siz kimi kandırıyorsunuz?
    • 3 Şubat 2012 Rezil olmaya doymadınız mı?
    • 1 Şubat 2012 İyi ki sivil vesayet varmış, şerrinizden korunuyoruz
    • 19 Ocak 2012 Denktaş’ı diriltmek mi?
    • 14 Ocak 2012 Hangi gazeteciler valiz hazırlıyor?
    • 12 Ocak 2012 Kozinoğlu hakkında korkunç karartma
    • 2 Ocak 2012 İlan ediyorum: Hiç yüzleri kızarmayacak!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,761 µs