En Sıcak Konular

Yasin Doğan


Yasin Doğan
0 0 0000

AB din işlerine karışır mı?



Avrupa Birliği sürecinde aday ülkelerin önüne gelen konulardan birisi de "din-devlet ilişkisi"dir.

Her ne kadar AB dinle ilgili konularda doğrudan bir düzenlemeye gitmese ve bu kavramla fazla ilgilenmese de din bir şekilde gündem maddesi haline gelmektedir.

Avrupa Anayasası tartışmalarında görüldü ki, kilisenin de etkisiyle Hıristiyanlık'a atıf yaptırmak isteyen ülkelerin çabaları boşa gitti, neticede AB'nin laik yapısının korunması görüşü ağır bastı ve AB Hıristiyan Kulübü olarak vasıflandırılmaktan kurtuldu.

Küresel birçok konuda kendi içinde görüş birliği sağlayamayan Avrupa Birliği'nin din konusunda tek bir düzenleme getirebilmesi zaten mümkün de değildir.

Bir ülkede bulunan dinlerin ve mezheplerin farklılığı yanında, dini kurum veya kurulların çeşitliliği, dini cemaat veya azınlıkların çeşitliliği, dini yaşayış ve kültürün çeşitliliği gibi geniş bir yelpazede ele alınması gereken bir çok husus vardır. AB'nin bu kadar geniş bir yelpazede farklılaşan bir olguya Birlik çerçevesinde düzenleme getirebilmesi kolay olmadığından AB dinlere değil, dinlerin bir kısım tezahürlerine yönelik bir ilgi alanı geliştirmiştir. Bu alan da aslında dinlerin mahiyetlerini ele almaktan öte, temel hak ve özgürlükler zemininde dinin uzantılarını ele almak şeklindedir.

Amsterdam Antlaşması'nın 11 numaralı deklarasyonu "AB, üye devletlerdeki kiliseler ile dini dernek veya cemaatlerin ulusal hukuktaki konumlarına saygı göstermekte ve bu konuya önyargıyla yaklaşmamaktadır" şeklindedir.

İSAM'ın Aralık ayı içinde düzenlediği AB Ülkelerinde Din-Devlet İlişkileri Sempozyumu'nda tebliğ sunan Silvio Ferrari bundan iki sonuç çıkarmaktadır: 1. AB üye devletlerde mevcut olan kilise-devlet ilişkilerini belirleyen sistemleri standartlaştırmayacaktır. Kilise-devlet ilişkileri ulusal hukuklar tarafından düzenlenecektir. 2. AB, dini cemaatlerin üye bir devlette sahip oldukları hukuki statüyü ortadan kaldırabilecek güce sahip bir mevzuatı yürürlüğe koymayacaktır. (İSAM yayınları, s. 327)

Hem AB devletlerinin anayasaları hem de imzaladıkları uluslararası sözleşmeler iki konuya odaklanan hukuki bir esas içerir: 1. Her vatandaşın başka dinlere mensup diğer vatandaşlarla eşit bir şekilde dinini açığa vurma hakkını ve bu tercihin medeni ve politik haklarını sınırlamamasını teminat altına almak. 2. Herhangi bir dini cemaat mensuplarının bir araya gelmelerine, inançlarını tatbik etme ve devletin hukuk sistemi içinde yasal dini cemaat ve dernek kurmalarına izin vermek (s. 329).

Kısaca AB bireysel hak ve özgürlüklerin korunması açısından dini özgürlüklerle ilgilenmekte, diğer konuları ise ülkelerin ulusal düzeydeki iç işleyişlerine bırakmaktadır.

Hali hazır durum, AB'nin ulusal din-devlet ilişkilerini kabul ettiği anlamına gelmektedir.

Avrupa ülkelerindeki uygulamalara bakıldığında ise kilise-devlet ayrımına dayanan laiklik anlayışının birkaç özelliği önplana çıkıyor.

Birincisi dinin devlet işlerini yönlendirmeye çalışmaması, buna karşılık devletin de dini alana müdahale ederek dini manipüle etmekten uzak durması.

İkincisi dini cemaat, grup veya azınlıkların özerk bir yapı kazanarak kendi alanlarında dini özgürlükleri yaşayabilmeleri, çeşitli şekillerde kurumsallaşabilmeleri, örgütlenebilmeleri.

Birçok ülkede laikliğin temel kavramı devletin tarafsızlığıdır ve bu tarafsızlık devletin pozitif anlamda dini gruplara destek olması, onların önlerini açması şeklinde tezahür etmektedir.

AB açısından bireysel özgürlükler temel olmakla birlikte bazı durumlarda sınırlılıklar da ortaya çıkabilir. AİHM Sözleşmesi'nin 3. maddesi dini inanç ve düşünce ile dini eylem ve pratikler arasında gözetilmesi gereken üç kriter belirlemektedir. Bunlar kamu düzeni, sağlık veya ahlak, diğer şahısların hak ve özgürlükleridir. Dini özgürlüklerin sınırsız olamayacağını belirleyen bu kriterler dini pratiklerin kamusal düzeni bozması, sağlık ve genel ahlaka aykırı olması veya diğer bireylerin özgürlük alanını ortadan kaldırması durumunda devletin müdahalesine uğrayabileceğini ifade eder. Yani bir Hindu inancının gereği olduğunu söyleyerek otobanda ineklerin serbestçe dolaşmasını isteyemez ya da bir Müslüman şehrin en işlek caddesine seccade sererek namaz kılmaya kalkarak trafiği tehlikeye düşüremez.

AB ile müzakere süreci yaşayan mevcut ülkelerin çoğunda ne din-devlet ilişkisi, ne de laiklik uygulamaları bir sorun oluşturmamış ve AB üyelerden yapamayacakları yükümlülükler beklememiştir. AB'ye girme sürecindeki ilk Müslüman ülke olan Türkiye'nin özel durumu ve kendine mahsus laikliği açısından konunun nasıl değerlendirileceğini ise zaman gösterecektir.



Bu yazı 160 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 8 Ağustos 2012 İran'a bir haller oluyor...
    • 25 Temmuz 2012 Suriye Kürtlerinin PKK sorunu...
    • 9 Şubat 2012 Muhalefet çok sevindi!
    • 3 Şubat 2012 ''Ya PKK ya Ergenekon'' kandırmacası...
    • 1 Şubat 2012 Suriyeli Kürtler ve Barzani, PKK'yı kızdırdı
    • 1 Aralık 2011 Lider olmak da zor, çok sevilmek de...
    • 10 Kasım 2011 Barzani ve PKK
    • 7 Ekim 2011 KCK sadece halka değil BDP'ye de tahakküm ediyor
    • 12 Mayıs 2011 PKK, BDP'nin varlığını anlamsızlaştırıyor
    • 16 Şubat 2011 Perver'e hain diyen hainler!
    • 9 Eylül 2010 Yargı, hayır kampanyası yapabilir mi?
    • 4 Ocak 2007 AB din işlerine karışır mı?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,065 µs