En Sıcak Konular

Yasin Aktay


Yasin Aktay
0 0 0000

Peruk neyin simgesidir?



Aslında yazıları, söyledikleri veya yaptıkları pek benim ilgi saham değil. Kendisiyle yeterince ilgilenen, hem de çok iyi ilgilenen, her seferinde neyi hak ediyorsa onu en güzel şekilde söyleyenler var. Benim araya katılıp işi daha fazla ciddiye bindirmemin bir âlemi yok. Ama bu sefer ben de lafa karışmadan edemeyeceğim.

Diyorum ki, medya etiğinin bir de adaleti olsaydı amiral gemisinin genel yayın yönetmeninin yazı yazmayı bir şekilde bırakması gerekirdi. Kaç gün üst üste manşetten ısrarla vermeyi, kendi köşesinde de savunmayı sürdürdüğü haber her yanından patladı. Haberin sadece bir yanlış anlamadan değil, aksine üzerinde çalışılmış ve kötü niyeti açığa çıkaracak şekilde belli bir hedef gözetilerek, yani taammüden, kurgulanarak yapılmış olduğu ayan beyan açığa çıktı.

Ne yazık ki gazetecilik mesleğinin bütün imkânlarını olabilecek en kötü şekilde suiistimal etmenin, etiğini ihlal etmenin, okuyucunun güvenini istismar etmenin birileri için hiçbir yaptırımı olmuyor. Esrarengiz dokunulmazlık zırhı, etik kurallarda ibâhiyet, yaptırımdan muafiyet burada da işliyor.

En iyi ihtimalle olan biteni hiçbir şekilde anlamamış olmak dolayısıyla gazetecilikten sınıfta kalmış olması gereken zatın haberi hem Başbakan tarafından hem de birçok gazetede yalanlandığı gün hiçbir şey olmamış gibi halkı “aydınlatmaya” devam edebiliyor. Orta yerde duran skandal haberi için kurban etmekten çekinmediği ultrasoncu bayan doktorlardan hiç vakit geçirmeden büyük özür dilemesi beklenirken, riyakârlık ve sahtecilikle suçlamanın bir yolunu bulmuş. İki fotoğrafı yan yana koymuş Özkök, birinden (türbanı üstüne peruk takmış bayan ultrasoncunun fotoğrafından) riyakârlık ve sahtecilik, diğerinden (annesinin cenazesindeki Tarık Akan'ın fotoğrafından) sahicilik, hüzün ve güzellik aktığını görüvermiş. Gördüğü şeyden okuyucusunu da mahrum bırakmıyor. Paylaşıyor. Okuyucusu da bundan aydınlanıyor. Oh, ne güzel Türkiye!

Tarık Akan'ın annesinin cenazesi esnasında çekilen hüzünlü fotoğrafı, “türban üstü peruklu” bayan doktorun resmiyle yan yana koymak çok özel bir zekâ türü ve tabii ki ruh hali gerektiriyor. Adını koymayayım. Ama normal bir şey değil bu. Gerçekten bu tür kazalar atlatan gazeteciler tamamen çekilmiyorsa bile şöyle toparlanmak, daha fazla saçmalamamak için bari bir süre tatile çıkmalı. Okuyucunun ruh ve akıl sağlığı düşünülmüyorsa kendi sağlıkları açısından da önemlidir bu. Tasası bana mı düşmüş demiyorum, ciddi ciddi öneriyorum. Çünkü basında yer alan her yanlışı sonuçta birilerinin adamakıllı düzeltmekle meşgul olması gerekiyor. Bir sürü lüzumsuz iş, uğraş dur.

Türban üstü peruk sanırsınız yeni bir İslamcı moda, yeni bir siyasal simge.

Bunda bir riyakârlık olduğu açıktır. Ama bu riyakârlığın bunu giyenlerde olduğunu düşünmek için insaftan zerre kadar nasibinin olmaması lazım. Riyakârlık akıl-dışı kılık-kıyafet yasağını inatla sürdürmek isteyenlerin tutumundan kaynaklanıyor. Kadınların başlarını açsa bile en iyi ihtimalle “içlerini dışlarından ayırma” sonucunu getiren bir uygulamanın riyakârlıktan şikâyet etmeye hakkı yok.

Türban üstü peruk gerçekten de iğreti duruyor. Ama herhalde hiçbir kadın bunu daha güzel görünmek için takmıyordur. Türkiye'de hiçbir kadın o kadarlık bir estetik anlayıştan yoksun değildir herhalde. Tabii ki kimse bunu severek, beğenerek, moda olsun diye tercih etmiyordur. Bu kadar iğreti bir duruma birisi gönüllü olarak girmeyi göze alıyorsa, demek ki içten içe kopan çok sert fırtınalar vardır. Samimiyetin, inancın ve sahiciliğin fırtınalarıdır onlar. Bu duygularına kast etmiş cahillerin iktidarına karşı son bir direniş arzusunun ifadesi vardır orda.

Türban üstü peruk siyasal bir simge değil, inançlarla, İslam'la kavgalı bir laikçiliğin tenezzül ettiği seviyenin bir göstergesidir. Dar kafalı bir yasakçılığın içine düştüğü gülünçlüğün daha iyi bir ifadesi olamazdı. İnsanların kılık kıyafetlerine hükmetme iddiasındaki maganda bir iktidarın acizliğidir. Ama hiçbir şekilde onu takmak zorunda kalanların riyakârlığını göstermez.

Bunu tercih etmek zorunda kalanlar, en azından kime karşı ne kadar samimi olmaları gerektiğini çok iyi biliyorlardır. Etik ve adaletten geçtik, bundan utanması gerekenler başkaları. Onlar utansın…



Bu yazı 264 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2012 Suriye bağlamında dış politika bilançosu
    • 9 Temmuz 2012 Suriye'nin geleceği Mısır'dan görünüyor
    • 30 Nisan 2012 YÖK'te Katsayı uygulaması mı hortlatılıyor?
    • 14 Nisan 2012 Soruluyor nitekim ve taşlar yerine oturuyor
    • 25 Mart 2012 Facebook devrim yapar mı?
    • 14 Ocak 2012 Darbelere karşı bile bir konsensumuz yokken
    • 9 Ocak 2012 Kafa karıştırsa da, halkın sesine kulak vermek...
    • 5 Aralık 2011 Konferanslar arasında Türkiye'nin değişen ufku
    • 14 Kasım 2011 Revaklar meselesi
    • 8 Ağustos 2011 Güç ve ahlak sorunu
    • 6 Ağustos 2011 YAŞ'ta hesaplaşma yerine helalleşme
    • 25 Temmuz 2011 Öcalan'ın anlama sorunu
    • 18 Temmuz 2011 Cahiliye
    • 25 Nisan 2011 Kalpsiz bir dünyanın kalbi: Kutlu Doğum
    • 14 Şubat 2011 Mısır'dan bakınca çeşitlenen Türkiye modeli
    • 31 Ocak 2011 Devrim dalgalarını sen, oyun mu sandın?
    • 24 Ocak 2011 Endişeler ve yaşanmış tecrübeler
    • 27 Aralık 2010 Almanya'ya işçi göçünün 50. Yılı
    • 20 Aralık 2010 Kürt meselesinde siyasetin dönüşü(mü)?
    • 22 Kasım 2010 İktidar hevesi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,417 µs