En Sıcak Konular

Gündüz Aktan


Gündüz Aktan
0 0 0000

Son durum



Bu yazı AB zirvesinin dün vardığı sonuçlar bilinmeden yazılıyor. Ama zirve sonunda İngiliz Başbakanı Blair'in Türkiye'yi ziyaret edecek olması, dışişleri bakanlarının 12 Aralık önerilerinin aynen kabul edildiğini gösteriyor. Türkiye'nin bu karara duyacağı tepkileri, bizi güçlü biçimde destekleyen Blair'den başkasının teskin edemeyeceği düşünülmüş olmalı.
Hatırlanacağı üzere genelde Batı basını, özelde İngiliz basını AB'nin sekiz başlıkta müzakereleri askıya almasını haksız bir ceza olarak nitelenmiş; hatta 'Türkiye'yi kim kaybetti', 'Türkiye kayıyor mu' konularında yazılar yazılmış ve toplantılar yapılmıştı. Şimdi AB aldığı kararın ceza olmadığını, müzakerelerin eskisinden daha hızlı yürütüleceğini, bu sonucun belki de Türkiye için çok daha iyi olacağını filan söyleyecektir.
AB bunu hep yapar. Bizde de buradan hareketle, önemli olanın müzakere sürecinin devamı olduğunu; zaten reformları yavaşlatarak bu duruma kendimizin sebebiyet verdiğini; Kıbrıs sorununda yaratıcı olamadığımızı vb. söyleyenler olacak. Bunlar ayrıca AB'nin kararına sert yanıt verilmesini savunanları, AB üyeliğini zaten istememekle suçlayacaklar.
Ve gemi eski usul yoluna devam edecek.
AB ise bu kararıyla bu aşama için saptadığı amaçlarına ulaşmış oluyor. Sekiz başlıkta müzakerelerin askıya alınması, kendi ifadeleriyle müzakere sürecinin yavaşlatılmasına yol açacak. Zaten AB yetkilileri ve özellikle de Barroso, bir süredir Türkiye'nin üye olması için öngörülen süreyi 10 yıldan 20 yıla çıkarmıştı. Bu vesileyle üyeliğimizin çok zaman alacağı söylemine bizim de kolayca rıza gösterdiğimiz görülüyor.
İlişkilerde kopmadan korkanlar, her şey gibi, üyelik sürecinin uzamasını da sineye çekiyorlar. Zaten bunların bir kısmına göre, sürecin kendisi sürecin amacı olan üyelikten bile önemli. Bu süreç ekonomimiz için IMF çapasının yanında bir çapa olarak görülüyor. AB'den ekonomik yönetimde disiplini, normları, standartları öğreniyoruz. Bazıları ise AB'den bu yolla uygarlık aldığımızı iddia edecek kadar ileri gidiyorlar.
AB'nin, sürecin kendisine bu kadar bayılan bir ülkeyi zamanında üye yapması için bir nedeni yok. Aslında kendisini üyeliğe layık olmadığını böylesine açığa vuranı üye yapmak da gerekmez. Nitekim son konuşmasında Barroso 20 yıl sonra bile üyeliğimizin kesin olmadığını söylemekte bir beis görmedi.
AB hayranlarından hiçbiri, 1 Ocak 2007'de üye olacak Bulgaristan ve Romanya'nın hem demokrasi, hem ekonomik kalkınma hem de stratejik önem bakımından Türkiye'den çok geride olduğunu aklına getirmedi. Tıpkı Brüksel'de Dışişleri bakanları toplantısından sonra yapılan basın toplantısına katılan İngiliz gazetecilerin saldırgan sorularını kayıtsızlıkla dinleyen, ama kendileri ya utandıklarından ya da dilleri iyi olmadığından soru soramayan Türk gazeteciler gibi.
İşte AB'nin Türkiye'yi ve Türkleri küçümseyen, itip-kakan, Hıristiyan kültürle birleşme yeteneğine sahip görmeyen önyargısının bizim üzerimizdeki etkileri. Biz de kendimizi Bulgarların ve Romenlerin altında görmeye başladık. Merkel-Chirac'ın 2 yıllık toptan askıya alma önerisinin kabul edileceğinden korktuğumuzdan, 'sadece' sekiz fasılda bu işin yapılacak olmasından memnun olduk.
Bu milliyetçi dalga da nereden çıkıyor?
AB'nin aldığı karar bugünkü krizi 2009 sonuna erteliyor. Ama biz 'O zamana kadar Allah kerim' diyoruz. Bir mucize olur, yine müzakerelere devam ederiz. Bakarsınız bir deprem Kıbrıs'ı Atlantis gibi sulara gömer de kurtuluruz. Tabii o sırada Sn. Denktaş'ın da Türkiye'yi bırakıp 'kendi memleketinde' kampanya yapıyor olmasında sayısız yarar var.
Önemli olan 'Aman borsa sarsılmasın'. Aksi gibi ekonominin gidişi de tehlikeli bir hal alıyor.
Dış açık GSMH'nin yüzde 10'una yaklaşıyor. Mali disiplin bozuluyor. Büyüme hızla düşüyor. Düşük büyüme zaten yüksek olan işsizliği daha da artırmayacak mı? Hükümet bir de seçim ekonomisine geçerse, görün siz AB çapasını.
Önemli olan cumhurbaşkanı olmak. Siz yoksa o 'iki koyunu' güdemeyenlerden misiniz'?
Pompei'nin son günleri...

Bu yazı 28 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Aralık 2006 Son durum
    • 21 Eylül 2006 Papa'nın verdiği fırsat
    • 16 Eylül 2006 Türkiye kayar mı? (2)
    • 14 Eylül 2006 Türkiye kayıyor mu? (1)
    • 9 Mayıs 2006 Tehlikeli gelişmeler

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,761 µs