En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Şimdi ne olacak?



Hükümetin yaklaşan Avrupa Birliği (AB) Zirvesi öncesi sıkıştırıldığı parantezden kurtulma hamlesi hayli şaşkınlığa sebep oldu; Şaşıranlar arasında Brüksel'deki bürokratlar, AB Komisyonu yetkilileri, üye ülkeler yönetimleri ve bilhassa Yunanistan ile Rumlar da var. Ancak hepimizi şaşırtan daha büyük sürpriz farklı bir köşeden geldi: Genelkurmay'dan… Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, dün bir gazetenin üst-manşetinden, “Kararı ben de televizyondan öğrendim” sözleriyle ilginç bir çıkış yaptı.

Anlaşılan hükümetin hamlesinden pek az kimsenin haberi olmuş, Dışişleri'nden lojistik destek alan siyasîler, planın ayrıntılarının dışarıya sızmaması için özel gayret sarf etmişler; dışarıdan bakanların şaşkınlığı biraz da buradan kaynaklanıyor. Öngöremedikleri, kulaklarına erişmeyen ayrıntılar bir plan halinde önlerine sunulunca, AB çevrelerinde her kafadan bir ses çıkması bu yüzden…

Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt'ın hamleden haberdar edilmemesi doğal mı?

Elbette değil. Askerlerin devlet politikaları hakkında resmen söz sahibi oldukları bir ülke hâlâ Türkiye. Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK) Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları da üye olarak yer alıyorlar. Hükümet, Türkiye'nin AB politikasını MGK'ya getirip her türlü gelişmelerden askerleri de haberdar ediyor. Devletin bilinen politikası 'AB perspektifinden şaşmamak'; son hamle de o politikanın bir unsuru olarak devreye sokulmuş bulunuyor. Org. Büyükanıt'ın “Görüşümüz alınmadı” sözü tuhaf; acaba son MGK'da konu görüşülürken Org. Büyükanıt konuşma fırsatı mı

bulamadı?

Gazetedeki demeçte en ilgi çekici nokta, Org. Büyükanıt'ın “Bu, devletin resmî görüşünden sapmadır” cümlesidir. “Kıbrıs'ta âdil ve kalıcı bir bütüncül çözümün BM zemininde aranması” olarak özetlenebilecek formülden 'resmî görüş' olarak söz eden Genelkurmay Başkanı, “Bugüne kadar bizim resmî görüşümüz devletin resmî görüşüydü” de diyor…

Oysa biliyoruz, demokrasilerde 'hükümetin görüşü' ve 'devletin görüşü' diye bir ikilik yoktur ve hiçbir demokraside “Devletin resmî görüşünü asker belirler” kuralına hoş bakılmaz. Elbette asker de kendi resmî görüşünü yasal zeminlerde devletin seçilmiş yetkililerine aktarır, ancak son kararı siyasî sorumluluk taşıyanlar verir.

Peki, şimdi ne olacak?

Bu sorunun sebebi şu: Hükümet, devletin resmî politikası 'AB perspektifinden şaşmamak' olarak belirlendiği için, iplerin kopmasına doğru gidilen AB Zirvesi öncesinde son diplomatik manevraları yapıyor. Kıbrıs'ın bir yere gittiği yok, ya da bugüne kadar hiç düşünülmemiş tâvizler verilmesi söz konusu değil; bütün yapılan, Türkiye'nin elini güçlendirecek yeni bir sözlü hamleden ibaret…

Hamlenin muhatapları büyük bir şaşkınlık yaşarken, gazete manşetine tırmanan açıklama Türkiye'nin elini çok zayıflatan bir etki yaptı. Türkiye'nin hedefi AB'de Türkiye karşıtlarının sesini kısmak, üyelik nüfuzunu kullanmaktan çekinmeyen Kıbrıslı Rumların manevra alanını daraltmaktı; bu hamleyle Türkiye somut hiçbir şey vermeden tehlikeli dönemeci geçebilecekti. Son gelişme 'devlet içinde çatlak' olarak yorumlanmış olmalı ki, AB çevreleri, teklifini yazılı olarak sunmasını istedi Türkiye'den…

Hiç kusura bakılmasın, hükümetin AB yolunu kapatmamak için attığı şık çalım değil, ama devlet yönetimimizde bir ilk teşkil eden gazete manşetinden 'resmî görüş' açıklama çıkışı 'devletin çıkarları'na ters düşüyor…

Peki de, şimdi ne olacak?



Bu yazı 32 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,038 µs